Yapay Zekâ Çağında Finans
Bir gün bankaya kredi almaya gittiniz.
Banka tapunuzu sormadı. Arabanızı da…
Son bir yılda ne kadar ürettiğinize baktı. Satışlarınızın seyrini inceledi. Müşterilerinizin ödeme alışkanlıklarını gördü. Nakit akışınızı hesapladı. Sektörünüzde önümüzdeki altı ayda ne olacağını tahmin etti. Sonra size kredi verdi. Ya da vermedi.
Böyle bir dünya artık bilim kurgu değil. Çünkü yapay zekâ, bankacılığın en eski sorularından birine yeni bir cevap arıyor: Kime güvenebilirim? Bu sorunun cevabı uzun yıllar büyük ölçüde teminat üzerinden verildi. Evin var mı? Arsan var mı? Düzenli gelirin var mı? Geçmişte borcunu ödedin mi? Şimdi bunların yanına yeni bir unsur ekleniyor:
Veri henüz tapunun yerini almıyor. Kefili ortadan kaldırmıyor. Bilançoyu gereksiz hâle getirmiyor. Ama teminatın yanına geliyor.
Banka Dikiz Aynasından Ön Cama Geçiyor
Geleneksel kredi sistemi büyük ölçüde geçmişe bakar. Geçen yıl ne kazandın? Borcunu ödedin mi? Bilançon nasıl? Teminatın var mı? Bunların hepsi önemlidir. Fakat hepsinin ortak özelliği vardır. Geride kalmışlardır. Yapay zekânın finans dünyasına getirdiği büyük değişikliklerden biri, geçmişi kaydetmenin yanına geleceği tahmin etmeyi koymasıdır.
Türkiye’de bunun işaretleri şimdiden görülüyor. TCMB araştırmacılarının yaklaşık 1,2 milyon firma gözleminden yararlanarak yaptığı bir çalışma bunu gösteriyor. Makine öğrenmesi modelleri, firmaların kredi riskini tahmin ederken klasik yöntemlerin ötesine geçebiliyor. Sektör, coğrafya, kredi türü, yeniden yapılandırma, karşılıksız çek, kârlılık, likidite ve borçluluk gibi çok sayıda değişken aynı anda değerlendirilebiliyor. Banka böylece yalnızca “geçmişte ne yaptın?” diye sormuyor. “Verilerin geleceğin hakkında ne söylüyor?” sorusunu ekliyor. Bu değişim Türkiye için özellikle önemli.
Çünkü ekonomimizin büyük bölümü dev şirketlerden oluşmuyor. KOBİ’ler var. Esnaf var. Çiftçi var. Küçük ihracatçı var. Yeni girişimci var. Bunların bazılarının iyi fikri var. Üretimi var. Müşterisi var. Ama yeterli teminatı yok. İşte yapay zekânın finans açısından asıl değeri burada ortaya çıkabilir. Zengine daha hızlı kredi vermek değil.
Bankanın eski ölçülerinin göremediği ekonomik kapasiteyi görünür hâle getirmek.
Türkiye açısından meselenin başka bir tarafı daha var.
Finansmana erişimde karar ne kadar nesnel verilere dayanırsa kişisel ilişkilere, siyasi tercihlere ve torpile kalan alan o kadar daralır. Kimin kimi tanıdığı yerine işletmenin ne ürettiği öne çıkar. Siyasi veya bürokratik bağlantılar yerine borcunu ödeme kapasitesi dikkate alınır. Doğru kurulmuş bir sistemde torpili olanlar yerine verileri güven veren işletme avantaj kazanır.
Ama burada bir ihtiyat payı bırakmak gerekir. Torpili azaltacağız derken insanı algoritmanın insafına bırakamayız. Sabri Ülgener, iktisadî hayatın yalnızca rakamların ve dış verilerin oluşturduğu bir dünyadan ibaret olmadığını anlatıyordu. O yığının arkasında insan vardı. İktisadî davranışı anlamak için insanın zihniyetini, değerlerini ve gerçek hayattaki davranışlarını da görmek gerekiyordu. Bu uyarı Veriokrasi çağında daha da değerlidir. Milyonlarca işlem verisini önümüze yığabiliriz. Yapay zekâ bunların arasındaki ilişkileri insandan çok daha hızlı görebilir. Ama insanı yalnızca bir kredi puanına indirgediğimiz anda başka bir probleme düşeriz. Keyfî kararın alternatifi kör algoritma değildir.
Doğru veri. Denetlenebilir algoritma. İnsan muhakemesi. Finansal yapay zekânın üç ayağı da bunlar olmalıdır.
Yeni Sermaye Verinin İçinde Saklı
Türkiye aslında bu yarışa sıfırdan başlamıyor. Bankacılık sistemimiz gelişmiş. FAST üzerinden milyarlarca işlem gerçekleşiyor. Açık bankacılık altyapısı genişliyor. Dijital ödeme sistemleri günlük hayatın parçası hâline geldi. Bankalar, ödeme kuruluşları ve fintech şirketleri büyük miktarda finansal veri üretiyor.
Her ödeme bir iz bırakıyor. Her tahsilat bir veri üretiyor. Her kredi başka bir veri oluşturuyor. POS hareketleri, para transferleri, ihracat tahsilatları, şirketlerin nakit akışları… Bunların her biri tek başına küçük bir bilgi. Bir araya geldiklerinde ise ekonomik hayatın nabzını gösteriyorlar.
Fakat veri tek başına servet değildir. Asıl değer onu anlamlandırabilmektedir. Hangi sektör daralıyor? Hangi bölgede tahsilatlar gecikiyor? Hangi KOBİ büyümeye hazırlanıyor? Hangi ihracatçının finansman ihtiyacı üç ay sonra artacak? Hangi işlem dolandırıcılık ihtimali taşıyor?
Finans burada yeni bir zincire dönüşüyor:
Veri → Algoritma → Karar → Sermaye
Sermayeyi daha doğru yere yönlendirebilen ülke, aynı parayla daha fazla ekonomik değer üretebilir.
Tarımda sensörü, uyduyu, meteorolojik veriyi ve yapay zekâyı Fikir Coğrafyası’nda konuşmuştuk. Ama tarlada üretilen veri yalnızca daha fazla ürün elde etmek için kullanılmak zorunda değil.
Aynı veri finansman da üretebilir. Türkiye’de bunun ilk altyapılarından biri zaten var. Çiftçi ürününü lisanslı depoya teslim edebiliyor. Karşılığında Elektronik Ürün Senedi, yani ELÜS oluşuyor. Ürün böylece elektronik ortamda temsil ediliyor. Alınıp........
