Ömer Hayyam'dan Pierre Nora'ya: Hafızanın restorasyonu
2015 Kasım’ında Makedonya Kültür Bakanı Bayan Elizabeta Kançeska ile Kalkandelen şehrindeki hamamın restorasyon sonrası açılışını yaparken; “bu hamamın taşlarının gözleri ve kulakları var. Onlar yüzlerce yıldır hamamın içinde ve dışında yaşanan her şeye şahit oldular. Bütün yaşama tanıklık edebilecek bir bilgiye sahipler” demiştim.
Restore edilmemiş dahi olsa, bir kültür varlığını oluşturan her parça yaşamın sonuna kadar sahip olduğu değerleri korumaya devam eder. Hal böyle olunca, bir eserin restorasyonu, onun fiziken kullanılabilir hale getirilmesinden ziyade, sahip olduğu hafızayı sonraki nesillere aktarabilecek bir dinamizme kavuşturulmasını ifade eder.
O halde bir kültür varlığına bakarken iki şeyi düşünmeliyiz; birincisi o eserin inşa edildiği günden bu yana sahip olduğu hafıza, ikincisi ise bu hafızanın sonraki nesillere taşınması hususundaki etkisi. “Hafızayı anlatabilmek” için Ömer Hayyam’ın ironik rubailerine, “hafızayı aktarabilmek” için ise Pierre Nora’nın söylemine kulak vermeyi tercih ettim. İkisi arasında ilişki kurmanın zor olduğunun farkındayım ama neden olmasın.
Şu testi de benim gibi biriydi;O da bir güzele vurgun, dertliydi.Kim bilir, belki de boynundaki kulp daBir sevgilinin bembeyaz eliydi.
Şu testi de benim gibi biriydi;
O da bir güzele vurgun, dertliydi.
Kim bilir, belki de boynundaki kulp da
Bir sevgilinin bembeyaz eliydi.
Hayyam için toprak ve topraktan yapılmış her nesne, yalnızca üzerinde yürüdüğümüz veya kullandığımız cansız bir madde değildir; geçmişte yaşamış insanların bedenlerinin dönüşmüş hâlidir. Bu nedenle çömlekçinin yoğurduğu çamur da sıradan bir çamur değildir. O, bir zamanlar yaşamış insanların bedenlerinden, ellerinden, yüzlerinden ve dudaklarından geriye kalan toprağın yeni bir biçimidir.
Bu nedenle Hayyam'ın kadehi yalnızca bir içki kabı değildir. Kadehin dudağı, bir zamanlar yaşamış bir sevgilinin dudağı olabilir; kulpu bir âşığın kolu, gövdesi ise başka bir insanın bedeninden kalan toprağın yeniden şekillenmiş hâlidir. Şarap içmek böylece yalnızca bir eylem olmaktan çıkar; geçmişle kurulan ironik ve metafizik bir temasa dönüşür. Hayyam'ın dünyası tam da burada başlar. İnsan farkında olmadan geçmişle temas eder; belki de hiç tanımadığı insanların bedenlerinden dönüşmüş bir kadehi dudaklarına götürür.
Bu düşünce ilk bakışta ölüm ve fanilik üzerine kurulmuş şiirsel bir metafor gibi görünür. Oysa dikkatle bakıldığında çok daha kapsamlı bir varlık anlayışını içinde barındırır. Hayyam, insanın yok olmadığını; yalnızca biçim değiştirdiğini anlatır. İnsan toprağa, toprak çömleğe, çömlek kadehe dönüşür. Madde sürekli biçim değiştirirken varoluşun sürekliliği de kesintiye uğramaz.
Bu yaklaşım, modern sosyal bilimlerde kullanılan toplumsal hafıza kuramlarına farklı bir pencereden bakmayı mümkün kılar.
İnsan bastığı toprağı hor görmemeli:Kim bilir hangi güzeldir, hangi........
