Yeni dünya, Türkiye ve AB
Ertuğrul Özkök bugün çok ilginç bir yazı kaleme almış. Daha doğrusu, çok ilginç bir raporu haberleştirmiş.
Rapor gizli saklı bir rapor değil. Kitaplaştırılmış ve satılıyor. Rapor hem içerik olarak hem de yazarının belirsizliği açısından ilginç.
Le Monde Politique diye bir kuruluş tarafından hazırlanmış. Yazarı belirsiz. Bir ortak çalışma ürünü gibi. Soğuk Savaş sonrası oluşan dünya dengesinin artık değiştiğini ve dünyada artık yeni güçlerin etkili olduğunu anlatıyor. Özkök, raporun Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” tezini doğruladığını söylüyor. Ki zaten bu tezin doğru olduğunu idrak etmek için herhangi bir rapora falan da ihtiyaç yoktu.
Rapor, dünyanın yeni güçlerini ve güçler dengesini kendince değerlendirmiş ve bir güç sıralaması yapmış.
2. Dünya Savaşı sonrası oluşan bir “büyük devletler algısı” vardı ve algıyı kafamıza kazıyan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 üyesiydi. ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya. Yani savaşın galipleri ve Fransa. Sonrasındaki gelişmeler Almanya ve Japonya gibi iki ekonomik dev çıkardı karşımıza ama bunlar da 5’ler kulübüne dahil olamadılar.
Ve Özkök’ün aktardığı “Dünyanın Durumu 2026” başlıklı rapor, bu 2. Dünya Savaşı sonrası pozisyonu da, Soğuk Savaş dönemi algısını da yıkıyor. Dünyanın yeni “güçlü devletler” sıralamasını yapıyor.
Sıralama çok ama çok ilginç.1. Çin
2. Amerika Birleşik Devletleri
Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun varisi ve bugünkü dünyanın şemailinin oluşmasında en etkili güç olan İngiltere yok. Avrupa’nın en büyük gücü Almanya yok. Avrupa’dan sadece Türkiye ve Fransa.
Türkiye 7. güç ama İran 5. güç olarak orada. 7 ülkenin dördü BRICS, üçü NATO üyesi.
Özkök sayesinde öğrendiğimiz bu rapor ilginç. Kimileri abartılı bulabilir, kimileri saçmalamışlar diyebilir ama yok sayılabilecek bir rapor da değil. Kendi içinde tutarlı.
Bu raporu okurken Türkiye’nin neden bugün Avrupa Birliği’ne hiç olmadığı kadar yakın olduğunu da anlıyorum.
Şaka değil, Türkiye bugün Avrupa Birliği’ne 2004’te olduğundan çok daha yakın. O gün Türkiye’yle üyelik müzakerelerinin yolunu açan imzayı atan ama imzasının arkasında duramayan ve Türkiye’yi istemeyen Avrupa bugün Türkiye’yi istiyor. Bunu ben söylemiyorum, Türkiye’nin dış ilişkilerinin tıkandığı noktalarda çok önemli fonksiyonlar üstlenmiş bir isim söylüyor. Bugün Avrupalı devletler Türkiye’nin birkaç basit adım atmasını bekliyor. Daha önce AB tarafından defalarca aldatılmış Türkiye de haklı olarak ilk adımın onlardan gelmesini bekliyor.
Bir yandan gecenin en karanlık anını yaşıyoruz, bir yandan da parlak bir gün umudu güçleniyor.
Türkiye’nin hukuk, adalet alanlarında atacağı birkaç adım ülkeyi bambaşka bir yere taşıyacakmış gibi duruyor.
Çıkmaz bir sokağa giren, değerli eşya yüklü TIR gibiyiz sanki. Ya geri geri gidip anayola çıkacağız ya da önümüzdeki duvarı yıkıp geçeceğiz.
Melih Gökçek için soruşturma açılınca “Bakalım çekirge yine zıplayabilecek mi!” diye sordum.
Yanıtını Adliye çıkışında Melih Gökçek bizzat verdi.
Ama sonrasında kullandığı ifade aslında ikrar.
Evet, aynen böyle demiş.
"500 kez zıpladım, yakalanmadım.”
Yapmadım falan demiyor.
Yakalanmadım, diyor. Övünüyor. Marifet sayıyor.
Haklı. Melih Gökçek’i yakalamak zordur.
Belediye Başkanlığı döneminde düştüğü zaman kendini koruyacak ağı da ince ince örmüştür.
Öyle ki, bir çok yüksek mahkemenin başkanının mahdumuna ağaç ya da çiçek ihalesi verecek kadar öngörülü bir siyasetçidir.
Kendini güçlendiremiyorsan rakibi zayıflat
Yargının hamleleri sonrası görevden alınan muhalefet belediyelerinin yerine AK Partili adayların son derece “çirkin yöntemlerle” seçilmesinin toplumsal bir kabulü olmadığı aşikardı.
Üsküdar Belediyesi seçimlerinde iş artık iyice çığırından çıktı. Belediye Meclisi toplantısında CHP ya da Yeni Parti tarafında AK Parti adayına karşı oy kullanacak olan isimler seçim toplantısı öncesi gözaltına alındı, birkaç CHP’li menfaat karşılığı olduğu hissiyatını uyandıracak şekilde AK Parti’ye transfer oldu.
Ve büyük ihtimalle........
