Denize bırakılmayan karanfiller ve TTB’nin geleceği
Gülistan Doku’nun kaybedilişi, ucu valiye dayanan yıllardır kapanmayan faili meçhul bir dosya olarak Türkiye’nin hafızasında duruyor.
Beri yanda, faili meçhul cinayetlerde katledilen tüm sağlıkçılar için 1998’de Suruç’ta öldürülen Dr. Mehmet Emin Ayhan anısına tam 28 yıldır her 14 Mart Tıp Bayramı’nda İzmir’de denize bırakılan karanfiller ise bir başka hafıza biçimini temsil ediyordu. Bu yıl o anmanın, İzmir Tabip Odasınca programdan çıkartılması yalnızca bir iptal değil; hatırlama iradesinde bir kırılmaydı.
Tam da bu iki örnek, Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) bugün içinden geçtiği tartışmayı somutlaştırıyor: Bir meslek örgütü, hafızanın neresinde durur?
TTB’nin tarihi, yalnızca özlük hakları mücadelesi değildir. Bu tarih, devletin boşluk bıraktığı alanlarda filizlenen bir “karşı-kamusal aklın” hikayesidir. Yasakların egemen olduğu dönemlerde sendika, suskunluk zamanlarında insan hakları kurumu, adli tıbbın özerkliğini kaybettiği dönemlerde misal Manisalı Çocuklar ve Baki Erdoğan’ın karakolda işkence ölümü vb. süreçlerde adli rapor düzenleyen kurum, adaletin askıya alındığı anlarda ise tanıklık makamı oldu.
Bu nedenle TTB hiçbir zaman nötr olmadı. Çünkü nötrlük çoğu zaman egemen olanın yeniden üretimidir. Hannah Arendt’in işaret ettiği gibi, kötülük çoğu zaman sıradanlaşarak, “görevini yapma” konforuna sığınarak var olur.
Geçmişte........
