İran’dan sonra sıra Türkiye’de mi?
ABD emperyalizmi ve Siyonist İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş, Körfez ülkelerinden Lübnan’a kadar bölge ülkelerini ve İran’ın ‘vekil güçleri’ni çatışmaların içine çeken bir bölgesel savaşa dönüşüyor. Bu gelişmeler daha şimdiden yaşanan savaşın sonuçlarının İran ile sınırlı olmayacağını ortaya koyuyor. Bölgeye yayılan bu savaşla ilgili en çok tartışılan konulardan biri de önemli bir bölgesel güç olan Türkiye’nin pozisyonudur. İran’a yönelik saldırının başladığı gün ABD Başkanı Trump’ın telefonla görüştüğü birkaç liderden biri olan Erdoğan, savaşa dair ilk açıklamasında ABD ve İsrail’i kınarken İran’ın da Körfez ülkelerindeki ABD üslerini hedef almasını “kabul edilemez” ilan etmişti. İktidar ortağı Bahçeli de “kabul edilemez” dediği İran’a yönelik saldırıyı “ABD’nin Siyonizmin tahrikine gelmesi”ne bağlıyor. AKP Sözcüsü Ömer Çelik ve Dışişleri Bakanı Fidan’ın açıklamalarında “saldırıların son bulması” ve “müzakere masasına dönülmesi” çağrıları öne çıkıyor. Erdoğan, AKP Ankara il teşkilatının ‘İftar Programı’nda yaptığı konuşmada bir adım daha öteye giderek ve bir kez daha İsrail’i ima ederek “Kapalı kapılar ardında Türkiye’ye karşı tuzaklar kurulup sinsi hesaplar yapıldığını” söyleyerek 86 milyona iktidarın arkasında kenetlenme (iç cepheyi güçlendirme) çağrısını yaptı. İktidar medyası da “uzmanlar”ıyla Türkiye-İsrail savaşı senaryolarını tartışıyor.
Yaşanan gelişmeler ve yapılan açıklamalar üzerinden Türkiye’nin savaştaki pozisyonunu açıklığa kavuşturmak bakımından iki soruya yanıt vermek gerekiyor:
Birinci olarak; Türkiye, gerçekten savaşta ‘tarafsız’ bir politika mı izliyor?İkincisi ve daha çok tartışılanı ise, Erdoğan’ın iddia ettiği gibi “kapalı kapılar ardında Türkiye’ye tuzaklar mı kuruluyor?”, başka bir deyişle İran’dan sonra sıra Türkiye’de mi?
Tartışmaya şu hatırlatmayı yaparak başlamak gerekiyor: Türkiye’deki Saray rejiminin İsrail üzerinden “bölgesel tehdit” algısı yeni değil. İsrail’in Gazze’deki savaş ve işgalle birlikte ‘direniş ekseni’ içindeki güçlere ciddi darbeler indirmesi-ki Suriye’deki rejim değişikliği ve bugün İran’ın doğrudan hedef haline gelmesinde bu gelişmelerin önemli bir rolü bulunuyor- sonrasında Erdoğan İsrail’in “Türkiye’nin topraklarında gözünün olduğu” açıklamasını yapmış; ortağı Bahçeli de bölgesel tehdidi işaret ederek Öcalan’a yaptığı çağrı ve Kürt silahlı güçlerinin Türkiye için bir tehdit olmaktan çıkartılması hedefi üzerinden son süreci başlatmıştı.
Suriye’deki rejim değişikliğinden sonra Türkiye ve İsrail arasındaki etki alanları mücadelesinde gerilim zaman zaman tırmanmış ve bu iki gücün çatışabileceği tartışmaları yapılmıştı. Bu gerilimin en önemli nedeni İsrail’in Dürzi ve Kürt sorunlarını da kullanarak geçici HTŞ (Heyet Tahrir eş Şam) yönetiminin zayıf kalmasını ve Suriye’de kendi kontrolünde bir geçiş sürecinin yaşanmasını, Erdoğan yönetiminin de HTŞ yönetimini destekleyerek Kürt güçlerini tasfiye etme ya da baskı altına alma hedefiyle hareket etmesiydi. Bu gerilim, ABD emperyalizminin devreye girmesiyle ve kendi politik ekseninde yer alan bu iki gücü ‘dengeleyen’ bir çözüm bulmasıyla bir işbirliğine dönüşmüştü: HTŞ yönetimi ABD........
