Erdoğan’ın ‘iç cephe’ füzesi: Yıldırımhan!
Erdoğan ve Saray rejiminin ekonomide ve iç politikada hedeflerine ulaşmakta zorlandığı, bölgede (Ortadoğu) ise giderek sıkıştığı bir dönemde siyasete ‘Yıldırımhan füzesi’ düştü!
Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da düzenlenen SAHA Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarında ‘Milli Savunma Bakanlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi’ tarafından Türkiye’nin ilk kıtalar arası balistik füzesi olarak tanıtılan Yıldırımhan füzesi birçok yönüyle tartışılıyor. İktidar yanlısı medya organları, Türkiye’nin 6 bin km menzile ulaşabildiği söylenen Yıldırımhan füzesiyle “Küresel güç olma yolunda dev bir adım attığı” propagandasını yapıyor.
Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’in tuğrası ve M. Kemal Atatürk’ün imzasının yer aldığı bu füze ile hem Türk-İslamcılar ve hem de seküler milliyetçiler-ulusalcılar aynı “milli gurur” etrafında ‘iç cephe’de birleştirilmek isteniyor. Artık “düşmanı titreten”, herkesin gurur duyacağı bir kıtalar arası balistik füzemiz olduğuna göre “Bu ‘küresel güç’ neden birkaç milyar dolar için emperyalist tefecilerin peşinde kapı kapı dolaşmaya devam ediyor?” sorusunun da anlamı kalmıyor!
Hatırlanacaktır, Erdoğan iktidarı, Cumhuriyet’in 100. yılı kutlamalarını da “yerli ve milli” silahlar üzerinden bir güç gösterisine dönüştürmüştü. Cumhuriyet’in kuruluşundan 100 yıl sonra yüksek enflasyon, düşük ücret, ağır vergi yükü altında çalışma ve yaşam koşulları giderek kötüleşen işçi sınıfı ve emekçi halka “satabileceği” başka hikayesi yoktu çünkü. Bu nedenle 2023 mayıs seçimleri öncesinde “yerli ve milli silahlar” kent kent, Türkiye’nin ilk “uçak gemisi” olarak tanıtılan ama gerçekte ‘çok amaçlı amfibi gemi’ (kara çıkarma gemisi) olan TGC Anadolu gemisi de liman liman gezdirildi. Seçim sonuçları, bu militarist propagandanın toplumun azımsanmayacak kesimleri üzerine etkili olduğunu gösterdi.
Burada öncelikle çalışma ve yaşam koşulları böylesine kötüleşmişken bu propagandanın emekçi halk kesimleri üzerinde neden ya da nasıl etkili olduğu/olabildiği sorusunun yanıtını vermek gerekiyor.
Özellikle emperyalist güçler arasındaki paylaşım mücadelesinin giderek kızıştığı, Ukrayna’dan İran’a Türkiye’yi kuşatan coğrafyada bu mücadeleyle iç içe geçen savaşların yaşandığı bir dönemde siyasal belirsizlik ve bununla iç içe geçen gelecek kaygısı, örgütsüz emekçi halk kesimleri üzerinde militarist propagandayı; “güçlü ülke”, “güçlü lider” propagandasını etkili kılıyor. Sadece Türkiye’de değil, yaratılan “düşman ve dış tehdit” algısı üzerinden dünyanın birçok bölgesinde milliyetçilik ve militarizm........
