Bahçeli’nin yol haritası nereye çıkıyor?
İktidar bloku adına MHP lideri Bahçeli’nin sözcülüğünü yaptığı ‘sürecin’ tıkanma noktasına geldiği tartışmalarının arttığı bir dönemde Bahçeli bir kez daha devreye girerek yeni bir ‘yol haritası’ yayımladı. Bahçeli, MHP’nin yayın organı Türkgün gazetesinde yayınlanan değerlendirmesinde süreçte bugüne kadar yapılanları özetledikten sonra “Ancak yapılanların ve söylemlerin karşılıklı anlam kazanması noktasında bir iletişim eksiliği yaşandığı görülmektedir” diyor ve bu nedenle “gerekli mekanizmaları harekete geçirmek amacıyla yeni aşama için bir yol haritasının gerekli olduğu”nu söylüyor. Bahçeli, bu ‘yol haritası’nda Öcalan için daha önce önerdiği ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’nün çerçevesini de belirliyor.
Bahçeli, Öcalan için “umut hakkı”ndan Mecliste ‘süreç komisyonu’nun kurulmasına, süreç komisyonunun Öcalan ile görüşmesinden şimdi de Öcalan için geçici bir ‘statü’ önerisine kadar her defasında “cesur” olarak nitelenen çıkışlar yapıyor.
Peki, Bahçeli’nin bu “cesur” çıkışlarının son halkası olan yeni yol haritası, gerçekte bizi/ülkeyi nereye çıkarıyor?
Burada yanıtlanması gereken bir diğer soru da Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un Anadolu Ajansı’nda yayınlanan ve Bahçeli’ye bir yanıt olarak değerlendirilen yazısına bakarak iktidar bloku içinde bu konuda bir anlaşmazlık ya da çelişkinin olup olmadığı sorusudur?
Öncelikle iktidar bloku adına Bahçeli’nin sözcülüğüne soyunduğu ve daha ilk günden “terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürecin temel hedefinin; PKK ve Öcalan’ı önder olarak gören KCK sistemi içindeki güçler (Suriye’de PYD, İran’da PJAK ve Irak’ta PKK kampları ile Şengal’deki güçler vs.) üzerinden Türkiye’ye yönelmesi muhtemel bölgesel tehditlerin önünün alınması ve devamında da bu temelde iç cephenin (iktidar blokunun dayanaklarının) güçlendirilmesi olduğunu bir kez daha hatırlamak/hatırlatmak gerekiyor. Dolayısıyla ‘süreç’, bölgenin (Ortadoğu) yeniden dizayn edilmesine yönelik savaşın giderek yayıldığı bir dönemde Türk tekelci burjuva gericilik ve onun iktidarının çıkarlarını korumayı amaçlayan bir politikaydı. Bu çıkarları korumak, içeride de muhalefeti bölüp etkisizleştirmekten ve “milli birlik” adı altında daha geniş kesimleri iktidar bloku etrafında birleştirmekten geçiyordu.
Yani bu sürecin sınırları Kürt silahlı güçlerinin tasfiye edilmesi ya da Suriye’de/Rojava’da SDG’nin (Suriye Demokratik Güçleri) geçici HTŞ (Heyet Tahrir eş Şam) yönetimine entegrasyonu örneğinde olduğu gibi kontrol altına alınması ile belirleniyor, Kürtlerin ulusal-demokratik talep ve beklentileri için kapı daha baştan........
