menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bakan Gürlek’in ilk mesajlarının anlamı

10 168
22.02.2026

Adalet Bakanı Akın Gürlek, göreve geldikten sonra verdiği ilk özel röportajında; “Adalet, devletin namusudur. Zedelendiği yerde güven sarsılır, güven sarsılırsa da kamu düzeni bozulur. Ben bir siyasi kimliğin dışında adalet ihtiyacı olan 86 milyon vatandaşımızın yanındayım, onların bakanıyım. . . Biz cumhuriyet savcısı olarak şahıslara bakmayız, kişinin makamına, mevkisine, belediye başkanı olmasına, ünvanına bakmayız.” dedi. Kariyeri boyunca izlediği çizgi dikkate alındığında, yaptıkları ve yapmadıkları açıkça biliniyorken, Gürlek’in bu cümleleri Ziya Paşa’nın ünlü sözünü akla getiriyor: ‘Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.’

Yeni Adalet Bakanının aynı programda söylediği ama hakettiği ilgiyi görmeyen sözleri ve değinmemeyi tercih ettiği konular üzerinde durmakta fayda var. İlk röportajında ayrıntılı bir biçimde üzerinde durduğu konulardan biri yurttaşların dava süreçlerinin uzamasından şikayetçi olmasına ilişkindi:

“Bir boşanma davası, kira davası, kadastro davası çok uzun sürüyor. Kadastro davasını dede açıyor, torunu zamanında bitmiyor. Benim yeni Adalet Bakanlığı dönemimde şu şekilde bir sistem kurmayı düşünüyorum, ‘alo adalet’ hattı kuracağız. . . Mesela vatandaşın bir boşanma davası var. 17 celseden beri vatandaşın boşanma davası bitmemiş, yani burada vatandaş mağdur, bitmesini istiyor. Ya da bir kira davası var. 8 celseden beri kira davası devam ediyor. Burada vatandaş alo adalet hattına ulaşacak.”

Adalet Bakanı Gürlek’in bakan olarak çıktığı ilk televizyon programında ifade ettiği, teknik detaymış gibi görünen bir diğer vurgusu şu oldu:

“Ticaret mahkemeleri, çok önemli mahkemeler. Burada çok büyük davalarımız var. İstanbul’da pilot olarak kurmayı düşünüyoruz, bütün ticaret mahkemelerini tek bir yerde, tek bir binada toplamayı düşünüyorum. . . Bu da bize özellikle ticaret davalarındaki sürecin uzamasını engelleyecek ve yeknesaklığı sağlayacak.”

(Konuyla ilgili HSK Genel Kurulu kararı daha sonra, 20 Şubat 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.)

Gürlek ilerleyen günlerde, Adalet Bakanlığı makamından yargı teşkilatına seslendiği konuşmasında;

“İş yükünün farkındayım. Fedakarlığınızı görüyorum. Göreve başladığımız andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmalar başlattık. İş yükü analizleri yeniden yapılacak. Norm kadro sistemi güncellenecek. Performans ölçütleri daha adil ve objektif bir zemine oturtulacak. . . Adalet personelimizin özlük haklarını iyileştirmek için somut adımlar atacağız.” dedi.

Gürlek’in açıklamaları bir arada değerlendirildiğinde, her biri uzun çalışmalar/araştırmalar sonunda yasa konusu olabilecek hususların ‘Ben yaptım oldu!’ mantığıyla kolaylıkla hayata geçirilebileceğine ilişkin bir ‘muktedir’ tavrı görülüyor. “Madem böyle bir ihtiyaç vardı, niye şimdiye kadar beklenildi?​” sorusu ise boşlukta cevap bekliyor.

Yargı bağımsızlığı, hakim tarafsızlığı, doğal hakim güvencesi, hukuk önünde eşitlik, hak arama özgürlüğü, kazanılmış hak, ceza sorumluluğunun kişiselliği, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı gibi hukukun temel ilkelerinin ağır darbe aldığı bir dönemde Gürlek’in ‘alo adalet’ gibi kitlelerin kulağına hoş gelecek projelerden bahsetmesi, ticaret mahkemelerini birleştirmek ve personelin çalışma koşullarını iyileştirmek gibi yönetsel uygulamaları öne çıkarması bir tercihi yansıtıyor. Görevdeki ilk haftasında yaptığı bu gibi önerilerin bir ihtiyaca karşılık geldiği ve adalet sisteminin işleyişini rahatlatabileceğini düşünmek mümkün. Ancak hukukun temel ilkelerine uymayışın sistemli bir hal aldığı, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının anlamını yitirdiği bir ortamda Gürlek’in planları özden çok biçime yönelik ve popülist kaygılarla yapılmış bir görüntü sergiliyor.

Yukarda değinilen konularda uzun ve detaylı çözüm önerilerini sunan Gürlek, yargının en yakıcı sorunlarına ya hiç değinmiyor ya da savunma makamının güçlü olmasına değinirken yaptığı gibi konuyu genel cümlelerle geçiştiriyor:

“Avukatlarımızın mesleki güven içinde, saygınlıkla ve etkin biçimde sürdürebilmeleri için gerekli ortamı güçlendirmeye devam edeceğiz. Barolarımızla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kuracağız. Fiziki şartlardan, dijital erişime kadar her alanda iş birliğini artıracağız.”

İndirgemecilik kavramı, karmaşık bir olguya, onun basit yanlarına ya da en küçük ögelerine odaklanarak yaklaşma tercihini tanımlıyor. İlk anda anlamayı kolaylaştırıyor gibi görünse de, indirgemeyi yapana sunduğu gölgeleme ve manipülasyon imkanı nedeniyle ‘kolayca anlaşılan’ın, ‘hızlı çözüm’ün tuzağına düşmemek gerekiyor.

Siyasal iktidarlar, derinliği olan karmaşık sorunları diledikleri boyut ve içeriğe indirgeyip, kendi ihtiyaçları doğrultusunda basitleştirirken ve o konuya yönelik ‘görünür ve hızlı’ çözümler sunarken, süreçleri kendi çıkarı doğrultusunda yeniden tanımlıyor. Asıl gündemi yalın ve anlaşılması kolay hale getirdiği vitrinin arkasına gizleyebiliyor.

Adalet Bakanı Gürlek, adalet sisteminin dev sorunları içinden merceğini üzerine tutmayı tercih ettikleriyle, işini bilen, atak ve enerjik bir görüntü vermek istiyor. Bunu yaparken hukuk alanındaki sorunları kendi bakış açısına göre sıralayıp, gündemi bu önem sırasına göre tarif ediyor. Ancak bu tercih listesi yargı düzeninin en kritik ve yaşamsal sorunlarını teknik ve yönetsel meselelere indirgeyip, asıl ihtiyaç duyulan düzenlemeleri gölgede bırakma anlamı taşıyor.

Halka muktedir olduğunu düşündürtecek bir ‘alo adalet’ vitrini tasarısı anlatılırken, bu konuda hakim ve savcılara talimat verilmeyeceği, vatandaşın mağduriyetinin iletileceğinin altı çizilmiş olsa da, bir benzeri bilinmeyen bu uygulama ülkemizde yürütmenin yargı üzerindeki etkisinin artarak ve çeşitlendirilerek devam ettirileceğini düşünmemize neden oluyor.


© Evrensel