menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Görevden af talepleri’ ikliminde, son atamaların anlamı

10 132
15.02.2026

11 Şubat tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile Adalet Bakanlığına İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek, İçişleri Bakanlığına Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi atandı.

Atama makamının ve görevinden istifa eden ya da alınanların değişim sırasında kullandıkları cümleler, kısa oluşlarına ve içerdikleri törensellikten kaynaklanan sıradanlığa rağmen siyasal mücadelenin temel dinamiklerini yansıtırlar. Kılcal düzeyde yapılan okumalarda sitem ya da memnuniyetin izleri aranır. Gerek amirin gerekse yeni atanan ve koltuğunu devredenin mesajının kapsamı ve kullanmayı tercih ettiği cümleler, ortak siyasal tahayyülün sınırlarını, karara ilişkin duyguları ve yönetim mekanizması içindeki uyumun düzeyini yansıtır. Öte yandan, siyasal mücadelede karşısında durulan çizgiye karşı bir güç gösterisini de içerir. İstifa ya da görevden alınma sonrasında söylenenler kadar es geçilenler de anlam yüklüdür. Bu nedenle politikacılar, özenle hazırlanmış ve dikkatle yapılandırılmış son konuşmalarını hazırlarken ihtiyatlı davranırlar. İhtiyatlı açıklamalara rağmen görevden alınan Bakanların ‘Görevlerinden af’ talep etmedikleri; haftalık etkinlik programlarında açıkça görülüyor. Dahası değişiklikten son dakikada haberdar oldukları Ankara kulislerinde konuşuluyor.

Yukarda sayılan nedenlerle Erdoğan imzalı kararın başlangıcında, Tunç ve Yerlikaya’nın görevden aflarını istedikleri ve görevden af taleplerinin kabul edildiğinin belirtilmesi kısalığıyla ters orantılı bir anlam yüklü. Erdoğan iktidarının ilk yarısında rastlanmayan bu söylem, yönetimdeki kişiselleşmenin ve otoriter yönetim mantığının açık bir örneği.

Mustafa Çiftçi’nin görevi devralırken kullandığı; “Allah’a şükrediyorum. Bu bana rabbimin lütfu diyorum. Başkalarından üstün olduğum için değil Allah bana lütfetti. Cumhurbaşkanımız da vesile oldular” cümleleri kariyerinin üzerinde yükseldiği arka plan üzerine hayli konuşkan bir içerik taşıyor. Akın Gürlek’in konuşması ise kısalığı ve teknik içeriği ile dikkat çekiciydi: “Suçla mücadelede tavizsiz duruşumuzu devam ettireceğiz. Yargı süreçlerini hızlandırmaya, dijital altyapıyı güçlendirmeye, hukuk güvenliğini tahkim etmeye devam edeceğiz.”

Eşine rastlanmamış bir kutuplaşmanın yaşandığı 2023 Türkiye genel seçimleri sonrasında kurulan hükümet, tek adam rejiminin, yeni bir siyasetçi tipinin görevlendirilerek pekiştirildiği bir yönetim organı olarak somutlaşmıştı. Kişiselleştirilmiş bir iktidarı garantilemek ve etkisini artırmak için kurulan hükümet, “Türkiye yüzyılı” anlatısı fonu önünde otoriter bir yönelimi hayata geçirmek için oluşturuldu.

2023’te kurulan kabine pek çok açıdan bir dönüm noktası olarak kabul edildi. Gazeteci Murat Yetkin bu seçimden sonra “Erdoğancılık” kavramını ortaya atmış ve üzerinde çalışmak gerektiğini vurgulamıştı. Şu anda Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı görevini yapan Burhanettin Duran, Sabah gazetesindeki köşe yazısına “Erdoğan okulunun yeni kabinesi” başlığını seçmiş, “Yirmi yıllık kesintisiz iktidarıyla Türkiye’nin altyapısını büyük ölçüde tamamlayan ve ciddi ölçekte kapasite gelişimini temin eden Erdoğan, böylece yeni kabinesi ile şahlanış dönemine adım atıyor” iddiasını ortaya atmıştı.

O kabinenin kimin için şahlanış, hangi kesimler için yıkım anlamına geldiği aradan geçen sürede açığa çıkmış bulunuyor. Hükümet kadrosunda geçtiğimiz hafta yapılan değişikliğin güvenlik ve yargı alanıyla sınırlı kalışı hayli dikkat çekici. Hukuk kariyerindeki uygulamaları bu derece tepki toplamış bir kişinin Adalet Bakanlığına, kariyeri boyunca siyasi tercihlerini açığa vurmaktan çekinmemiş bir kişinin İçişleri Bakanlığına atanması, siyasal iktidarın rıza üretmek yerine çözümü baskı politikaları içinde arayacak olduğunun işareti.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyeleriyle yaptığı ilk toplantıdaki şu sözlerini ciddiye alıp da umutlanmak mümkün değil:

“Bu bilinçle liyakat, ehliyet ve mesleki yeterliliği esas alan şeffaf öngörülebilir yönetim anlayışını kararlılıkla sürdüreceğiz. Yeni dönemde de reform irademizi aynı kararlılıkta devam ettireceğiz. Hukukun üstünlüğünü esas alan, gecikmeyen, öngörülebilen ve güven tesis eden bir adalet tahkim edeceğiz.”

Görece denge gözeten bakanların yerine bu iki ‘şahin’ ismin bakanlık görevine atanmalarının muhalefeti parçalamak ve baskılamak için yapıldığı, MHP’yi memnun edeceği, bu kararla fiilen seçim sürecinin başlatıldığı, muhalefeti zor zamanların beklediği, ‘gölge Türkiye başsavcılığının fiilen oluşturulduğu, başta Özgür Özel hakkındaki 37 dosya olmak üzere TBMM’de bulunan fezlekelerin işleme alınarak CHP’li siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılacağı, muhalif belediyelere karşı hukuksuz operasyonların artarak sürdürüleceği, CHP’li siyasetçilerin yaptığı cezaevi ziyaretlerinin zorlaştırılacağı, gelişmelerin güvenlik bürokrasisi içinde önemli değişiklikleri beraberinde getireceği, yüksek mahkeme kararlarının uygulanmayışının devam edeceği şeklindeki öngörülerin pek çoğunun gerçekleşeceğini, bu atamanın tüm iktidar kurmaylarına daha da uzlaşmaz olmaları yönünde bir çağrı anlamını taşıdığını ve muhalefete karşı daha sert bir dönemin başladığını tahmin etmek zor değil.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı son bakan atamaları ile el yükselttiği ve bu kararını tamamlayan “Engelleyemeyeceksiniz... Bu gidişi durdurmaya ne eliniz ne gücünüz yetmez” sözleriyle politikalarını çok daha otoriter bir çizgiye çekeceğinin işaretini verdiği gün gibi ortada. Farklı kesimlerden pek çok kişiye “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dedirten bir dönüm noktasındayız. Sürecin nasıl gelişeceği, Erdoğan’ın çok açık ve net bir biçimde gönderdiği mesajın aynı açıklıkta bir cevapla karşılanıp karşılanmayacağına bağlı görünüyor.


© Evrensel