KK'nin 'güvenli limanı' buymuş meğer!
"Mutlak butlan" (Biz bunu "yüzde yüz kayyım" okuyalım!) sonrası CHP’de yaşananlara dair söylenecek ilk söz ne olmalı, nereden başlamalı? Bu soru, iliklenen ilk düğme misali sonrasındaki akıl yürütmelere ve yaklaşımlara ilişkin de bir temel oluşturup yön belirleyecektir. İlk düğmeyi iliklerken vereceğimiz yanıt şudur: Bütün bu yaşananlar CHP’nin iç sorunu, iç tartışma ve çatışmanın doğal sonucu ya da yansıması değildir. Kendisini tahkim edip güvenceye alması amacıyla yapılmış bir rejim darbesidir. Yargısal değil, tamamen siyasaldır. Kemal Kılıçdaroğlu (KK) kullanışlı basit bir aparattır!Bu ‘kök yanıt’ın aksini düşünmek, tam da rejimin stratejisinin ihtiyacı olan fikri ve psikolojik zemine katkı sunmaktan başka bir anlam taşımaz. En üst makamından, “Bu ülkeyi bu milleti kendisine yakışan yerli/milli muhalefete de kavuşturacağız” mesajları vermiş bir rejimin marifeti olan bu operasyonu CHP içi çekişmeyle açıklamak! Parti içinde zeminini ve tabanını kaybetmiş bir statükocunun ayakta tutularak CHP’nin başına kayyım atanması, nasıl “CHP’lilerin iç kavgası” sayılabilir? Tabansızları bir aparat olarak kullanan iktidar, CHP üzerinden olup bitenlerin baş failidir ve mücadelenin esas tarafıdır.* Denklemin piyonu rolündeki KK için söylenecek ne olabilir ki? Piyon sonuçta! 13 yıllık başkanlığı süresince tanık olduğumuz düşünsel kısırlığı ve fikrî sefaletini nasıl bir ‘üst akılla’ buluşturmuş olduğunun finalini izletmiş oldu sadece! Tahmin ediyorduk da şimdi açıkça anlıyoruz; KK, başından beri üzerindeki devlet vesayetiyle hareket etmiş, iş başındayken de muhalefetini bu vesayetin sınırlarına göre ayarlamıştır. Nitekim, rejim marifeti ve polis zoruyla genel merkezi işgal etmiş olması, onun başındaki CHP’nin........
