Riva’da bir proje veya mimari üretimin politikası üzerine
Bugün, Riva’dan gündeme düşen bir proje vasıtasıyla mimari üretimin politikasını, diğer bir deyişle politik-ekonomiğini ve ürettiği arzu/tüketim coğrafyasına değineceğim.
Henüz denk düşmeyenler için proje çok kısaca şu; Beykoz İlçesi Riva Köyü sınırları içinde ormanlık alanda 84 hektarlık bir alan içinde bazı “star” ofisler ve Türkiye’den eşlikçi tanınmış ofislerin tasarladığı “ION Riva” isimli proje, İstanbul’un kuzey ormanlarını, koruma altında olması gereken doğal dokusuna 3000 kişilik konut üretiyor.
Yaklaşık iki haftadır sosyal medya ile mimarlık camiasında tartışma yaratan Riva projesini çok farklı yönlerden ele alabiliriz. Örneğin ağırlıkla yapılan tartışmalar gibi, bu projenin ekosisteme etkisi, ormanlık alanı ve su kaynaklarını nasıl tahrip edeceği gibi.
Dikkat edersek yazının görselinde yer aldığı üzere, bu alandaki ilk projeden de söz etmiyoruz. Öyleyse bu projelere kimler, ne zaman karar veriyorlar? Bu işler nasıl bu büyüklüklere ulaşıyor? Nasıl bir sermaye dolaşımı var? İşverenler kim, proje ekibini kim, nasıl belirliyor, daha önce civarda inşa edilen projelerle ilişkileri ne?
Kentin üst ölçekli planlarında da kayda geçtiği gibi, hassasiyetle korunması gereken bu alanlara böylesi projelere nasıl izin veriliyor? Veya projelerde üretilen dil, söylem ile esasen ne inşa ediliyor? Buralar dolacak mı, kimler oturacak, nasıl bir konut piyasası daha türeyecek?
Bunlar ve benzeri çok sayıda sorunsalı barındıran Riva projesine ilişkin soruları sıralamaktan ziyade, yazıda, bu projenin kamuoyuna düştüğü andan itibaren toplumda nasıl bir karşılık bulduğuna odaklanacağım.
Diğer yandan böylesi sorular üretmek elbette hayli önemli. Hakikati ortaya koymak ve bilgilenmek amacıyla lazım da. Ancak bu yolu zaten izleyeceğimizi öngörerek, yazıda başka bir yola gireceğim. Bir soru-cevap ilişkisi kurmanın dışına taşacak bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla, bu vb. vakaları bir sorunsal olarak serimlemek istiyorum.
Ve ilk elden bir eko-kırım ya da bir kent suçu olan bu ve benzeri projelerin dünyada olduğu gibi Türkiye’ye de iyice yayılmasını, plan kararları ve itirazlara rağmen inşa edilebilir hale gelmesini, hatta neredeyse durdurulamayacağının genel bir kabul görmesini nasıl mesele edebiliriz diyeceğim.
Projeyi 10 Mart 2026’da Dezeen isimli ve kendisini “Dünyanın en popüler ve en etkili mimari, iç mimari ve tasarım dergisi” olarak tanıtan bir yayımdan duyduk. Ertesi gün, yine benzer bir yabancı yayın organı olan Archdaily’de haber oldu. Archdaily de kendisini “Dünyanın en iyi mimarisi; mimarlar için, mimarlar tarafından” diye........
