menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bu yıkımı izleyerek durduramayız

9 0
monday

İran Sağlık Bakanlığı 1937 kişinin öldüğünü ve yaklaşık 25 bin kişinin de yaralandığını belirtiyor. İran Kızılayı, 28 şubattan bu yana 61 bin 555 ev, 19 bin şirket, 275 sağlık merkezi ve 500 okulun hasar gördüğünü açıkladı. ABD ve İsrail sadece yönetimi ve askeri tesisleri yok etmek üzere değil, halkı çaresiz bırakmak üzere her yeri bombalıyor. Bu kimi zaman petrol tesisleri kimi zaman üniversiteler kimi zamanda enerji tesisleri oluyor. Nakde kentindeki bir un fabrikasına yaptığı hava saldırısında 11 işçi ölürken, 21 işçi de yaralandı. Çelik ve çimento fabrikaları, nükleer tesisler vs İran ekonomisine sadece bugün değil yarın da etki edecek. Her yer bombardıman sahası haline geldi. Geçtiğimiz günlerde ABD Merkez komutanlığı 9 binden fazla hedefi vurduğunu 140 geminin de hasar aldığını açıklarken, İran da ABD'ye ait savaş gemilerini batırdığını duyurdu.

ABD merkezli İklim ve Toplum Enstitüsü (CCI), ABD ve İsrail'in İran'a başlattıkları savaşın ilk iki haftasında, savaş kaynaklı sera gazı emisyonlarının 5 milyon ton karbondioksiti aştığını belirtiyor. Araştırmacılar bu rakamın İzlanda’nın bir yılda ortaya çıkardığı emisyona eşit olduğunu ve bir yıl boyunca yaklaşık 1 milyon 100 bin gazla çalışan otomobilin ürettiği kirliliğe eşdeğer olduğunu belirtiyorlar. Savaşın yol açtığı sera gazı emisyonlarının sonucu olarak ortaya çıkacak insani ve ekonomik zararlar göz ardı ediliyor.

Oysaki, savaşların hazırlık süreci bile bir ekolojik yıkım olarak karşımıza çıkmaktadır. Savaş silahlarının üretim ve denemesiyle başlayan ekolojik yıkım, bunların savaşta kullanılmasıyla devam ediyor. Bir aydır devam eden savaşın, bugün görülen sonuçları çok ağır ama asıl sonuçları savaş bittiğinde ortaya çıkacak. Dönemin Doğu Almanya'sında silah deposu olarak kullanılan toprakların bir kısmının hala kullanılamadığı göz önüne alındığında sadece aktif savaşların değil savaş hazırlıklarının bile sonuçlarının ağırlığını ortaya koyuyor. Uçaklardan atılan bombaların patladığında, açığa çıkan sıcaklık nedeniyle alt katmanlarına kadar yanan toprağın yeniden işlenebilir hale gelmesi için yüzlerce yıl geçmesi gerektiği de acı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Kimin kaç savaş gemisinin battığının çetelesi tutuluyor ama bu batıkların denizde yaratacağı kirlilik ve zarar konuşulmuyor. Batırılan gemilerden sızan yakıtlar, ağır metaller derken 80 yıl sonra bile çevreye zararlı maddeler sızdırarak denizleri tehdit edebiliyor. Savaş gemileri ile batan patlayıcılar ve yol açacağı zararlar zaten hesaplanmıyor.

İran petrol ihracatının yüzde 90’ının yapıldığı petrol terminal ve tankları, elektrik santralleri ve tuzdan arındırma tesislerinin bulunduğu Hark adası da bombalandı. Tahran'da petrol depoları ve yakıt tesisleri bombaladı. Çevresel risk alarmı verilirken "zehirli yağmur" uyarısı yapıldı. Benzer durum 1990-91 Körfez savaşında yaşanmış ve Kuveyt'te ateşe verilen petrol kuyularından atmosfere yayılan yoğun kurum ve zehirli gazlar nedeniyle "siyah yağmur" yağmıştı. Bu yağmurlar nedeniyle sadece Kuveyt değil İran ve çevre ülkeler de etkilenmiş ve hava kirliliğinin yanı sıra su ve toprak da kirlenmişti. Bugün savaşın ağır etkilerinin sonuçlarının verisinin tutulmadığı da bir gerçektir.

ABD ve İsrail, İran'daki nükleer tesisleri vuruyor, dünya izliyor. Yetkililer, İran'ın orta kesimindeki Uranyum işleme tesisinin vurulduğunu ama tesiste radyasyon sızıntısı olmadığını söylüyorlar. İran'ın Buşehr nükleer santrali ve çevresi de 10 günde 3 kez bombalandı. Bombardıman sonrası Rusya Devlet Nükleer Enerji Kurumu (ROSATOM) tesisteki personelinin bir kısmını geri çekerken, Kuveyt yönetimi ise vatandaşlarına olası bir radyasyon sızıntısı için uyarı yayımladı.

İran'ın elektrik üreten tek Nükleer santrali olan Buşehr NGS, ABD ile İsrail'in, İran üzerinde hakimiyet kurması için savaşın en önemli noktası haline geldi. Buşehr Nükleer santralinin, Çernobil’de patlayan 1000 MW gücündeki 4. ünitenin gücüne eşit olduğu ve Nükleer santralin zarar görmesi sonucu oluşacak sızıntının Çernobil’e benzer hava, su ve toprak kirliliği ortaya çıkaracağı da başka bir gerçek.

Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada kapitalist barbarlık, İsrail siyonizmi ve ABD emperyalizminin bu güç savaşını bir tatbikatı izler gibi izliyor. Muhtemelen bu savaş birkaç hafta ya da ay içinde bitecek. Bugün savaşın ve ekolojik yıkımın durması için konuşmayan kapitalistler ve siyasi temsilcileri, Kasım ayında Türkiye’de toplanan COP 31 İklim Konferansında vaazlarına devam edecekler. “Yıkımın eşiğindeyiz, dünya kirleniyor, küresel ısınmayı durduralım, ağaç dikelim” vs diyecekler. Dünyayı yıkıma götürenler, dünyayı kurtaracaklarını ilan edecekler.

Ne savaşların ne de ekolojik yıkımların durmayacağı açıktır ama işçi emekçi halk kitleleri olarak biz de bu yıkımı ve savaşı izleyerek durduramayız. Cumartesi günü “Krallara hayır” adı verilen protestolara farklı merkezlerde toplam 9 milyon kişi katılarak ABD tarihinin en büyük protestosunu yaptılar. İtalya’nın başkenti Roma’da “Krallara hayır, onların savaşına hayır” diyerek toplanan on binlerce kişi ABD ve İsrail’i protesto etti. İsrail’de her gün sokağa çıkan kalabalıklar savaşa karşı çıkıyor. Daha fazla kalabalıkla meydanlara inilmesi gerekir. Çernobil’den yayılan radyasyonun bulutlarla birkaç günde İngiltere'ye kadar ulaştığı düşünülürse, yaşamak ve nefes almak için savaşa hayır demek üzere pek çok gerekçemiz var.


© Evrensel