Sermayenin tahammül sınırı: The Economist Acemoğlu’na karşı
İktisat dünyası, geçtiğimiz hafta The Economist dergisinin Daron Acemoğlu hakkında yayımladığı yazıyla çalkalandı. İsveç Merkez Bankasının Alfred Nobel anısına verdiği ve kamuoyunda yaygın biçimde “Nobel Ekonomi Ödülü” olarak adlandırılan ödüle 2024’te Simon Johnson ve James A. Robinson ile birlikte layık görülen Acemoğlu, yazıda dünyanın en etkili iktisatçısı olarak nitelendirilirken onun çalışmalarının ve fikirlerinin tuhaf biçimde hiç de ikna edici olmadığı öne sürülüyordu. Bir yandan Acemoğlu’na ödülü getiren çalışmalara yönelik ampirik eleştirilerin bir kısmı aktarılıyor bir yandan da son dönemde yapay zeka ve teknoloji politikalarına dair yaptığı öneriler eleştiriliyordu. Hatta Acemoğlu, kurduğu modelleri “Daha önce denenmiş ve başarısız olmuş popülist politikaları” meşrulaştırmak için kullanmakla itham ediliyordu. Acemoğlu ise X platformunda yaptığı açıklamada yazıyı bir “hit piece”, yani tetikçi işi bir yazı olarak nitelendirirken meselenin arkasında “daha rahatsız edici bir hikaye” bulunduğunu ve yakında bunun açıklamasını yapacağını söyledi. Dergiden yanıt hakkı isteyen Acemoğlu’nun cevabı 21 Ağustos’ta The Economist’te yayımlandı.
Acemoğlu ve arkadaşlarına ödülü getiren çalışmaların ana fikri, ülkeler arasındaki uzun dönemli gelir ve gelişmişlik farklarını tarihsel olarak ortaya çıkan siyasal ve ekonomik kurumların belirlediğidir. Buna göre siyasal gücü ve ekonomik fırsatları geniş kesimlere açan “kapsayıcı” kurumlar büyümeyi desteklerken, kaynakların dar bir kesimde yoğunlaşmasına imkan tanıyan “sömürücü” kurumlar kalkınmayı sınırlar. Bu çalışmalara iktisat literatüründe gerek ampirik gerekse teorik eleştiriler zaten yöneltilmişti. Ampirik eleştiriler ağırlıklı olarak çalışmalarda kullanılan tarihsel verilerin eksik ve tartışmalı olmasına dikkat çekiyordu. Önemli teorik eleştirilerden biri ise bu çalışmalarda kurumları biçimlendiren üretim ilişkilerinin, sermaye birikim süreçlerinin, sınıf mücadelelerinin ve ülkelerin emperyalist dünya sistemi içindeki konumlarının değerlendirmeye katılmaması üzerineydi. Ayrıca, “kapsayıcı-sömürücü” kurumlar ayrımının kapitalist sömürü ilişkilerinin her iki biçimde de sürebileceğini ve merkez ülkelerdeki refahın sömürgecilik ile eşitsiz ekonomik ilişkiler dışında düşünülemeyeceğini göz ardı etmesi de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyordu.
Yayımlanan yazı, ampirik eleştirilere geniş biçimde yer verirken bu tür teorik eleştirilere elbette hiç girmiyordu. Fakat asıl mesele, derginin neden şimdi bu eleştirileri yeniden gündeme getirdiği ve bununla da........
