menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk futboluna inanmak için bir sebep kaldı mı?

26 0
10.10.2026

Türk futbolunda son günlerde yaşananlar, yıllardır üzerinde konuştuğumuz pek çok meseleyi yeniden değerlendirmemizi gerektiriyor. Hakemlerin performansını, kulüp yöneticilerinin açıklamalarını, federasyonun kararlarını tartışmaya alışığız. Ama bu defa çok daha ciddi iddialarla karşı karşıyayız. Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanının tutuklandığı, aktif hakemler hakkında adlî işlemlerin yürütüldüğü, yüzlerce kulüp yöneticisinin bahis nedeniyle disipline sevk edildiği bir ortamda futbolun güvenilirliğini nasıl koruyacağına dair ciddi bir belirsizlik bulunuyor.

Üstelik yaşananlar, futbolun kendi içinde çözülebilecek sıradan bir yönetim krizinin sınırlarını çoktan aştı. Çünkü hakkında soruşturma yürütülen kurumlar, müsabakaların hangi koşullarda oynanacağını belirleyen ve futbolun adil biçimde yönetilmesinden sorumlu olan kurumlar. Bunların işleyişine ilişkin iddialar, geçmişte alınmış binlerce kararın da yeniden sorgulanmasına yol açıyor. 

Hakemleri kim yönetiyor?

Türkiye’de hakemlik uzun zamandır futbolun en tartışmalı alanlarından biri. Bunun önemli bir nedeni, hakemlerin hangi ölçütlerle değerlendirildiğine ilişkin kuşkuların hiçbir zaman bütünüyle giderilememesi. Bir hakem üst klasmana yükseldiğinde veya önemli bir maça atandığında, kararın arkasındaki gerekçeleri yeterince bilmiyoruz. Bir başkası uzun süre görev alamadığında da benzer bir belirsizlikle karşılaşıyoruz. Bu durum, hakemlerin kendi meslekleri üzerindeki denetimini zayıflatırken yöneticilerin kişisel tercihlerini fazlasıyla önemli kılıyor.

Son soruşturmada ortaya çıktığı bildirilen yazışmaların üzerinde durulması gereken tarafı da bu. Hakemlerin terfilerinin ve görevlendirmelerinin kişisel ilişkiler üzerinden şekillendirildiğine ilişkin iddialar doğruysa, karşı karşıya olduğumuz sorunun boyutları hayli büyük. Çünkü bir hakemin kariyerinin birkaç yöneticinin takdirine bağlı olması, onun sahadaki bağımsızlığını da etkileyebilir. Görev alma konusunda kendisini belirli kişilere borçlu hisseden bir hakemin her koşulda özgür davranmasını beklemek mümkün değildir.

Hakemlik sisteminin işleyişi hakkında yıllardır aynı şikayetler dile getiriliyor. Kurullar değişiyor, başkanlar değişiyor, yeni uygulamalar duyuruluyor. Her yönetim göreve geldiğinde daha adil bir düzen kuracağını söylüyor. Fakat hakemlerin yükselme koşullarını, performans değerlendirmelerini ve görev dağılımını kişisel müdahalelerden koruyacak kalıcı güvenceler oluşturulamıyor. Sorunları ortaya çıkaran ilişkiler yerinde dururken yöneticilerin değiştirilmesi, bir süre sonra benzer tartışmaların yeniden yaşanmasına neden oluyor.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun mevcut tablonun sorumluluğunu geçmişten devralınan sorunlara bağlaması da bu açıdan yeterli bir açıklama sayılmaz. Elbette Türk futbolundaki bozulmanın bugünkü yönetimle başladığını iddia etmek mümkün değil. Ancak göreve gelen her yönetim, devraldığı yapının sorunlarını gidermekle de sorumludur. Geçmişte yaşanan usulsüzlükler bugünün yöneticileri için bir mazeret oluşturamaz. Hele ki mevcut yönetim döneminde gerçekleştiği iddia edilen müdahaleler söz konusuysa, hesap verme yükümlülüğü çok daha açıktır.

Federasyonun kendi yönetimindeki sorunları araştırırken ne ölçüde bağımsız davranabileceği de ayrıca tartışılmalı. Futbolun yönetim organlarının birbirlerini denetlediği, ancak bu organların önemli bölümünün aynı ilişkiler ağı içerisinde faaliyet gösterdiği bir düzende, gerçek bir denetim mekanizmasından söz etmenin imkanı kalmıyor. Bu yüzden hakemlik sistemindeki reformun temelinde bağımsız denetim, gerekçeli kararlar ve yöneticilerin yetkilerini sınırlandıran açık kurallar bulunmalı.

Bahis, para ve futbolun sahipleri

Hakemlere yönelik adli soruşturmadan ayrı yürütülen bahis incelemesi ise futbolun yönetici kadroları hakkında başka bir tablo ortaya koyuyor. TFF’nin, görev yaptıkları dönemlerde bahis oynadıkları gerekçesiyle 448 kulüp yöneticisini disipline sevk etmesi, meselenin ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösteriyor. Bu kişilerin her birinin durumunun kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerekiyor. Disiplin ihlali ile müsabaka sonucuna müdahale etmek de aynı suçlama değildir. Fakat ortaya çıkan sayı, futbolun yönetimi ile bahis arasındaki ilişkinin artık çok daha ciddi biçimde tartışılmasını gerektiriyor.

Bahis endüstrisi yıllardır futbolun ekonomik büyümesinden besleniyor. Müsabakalar üzerine kurulan tahmin sistemleri, reklam anlaşmaları ve sponsorluklar sayesinde futbol, bahis şirketleri açısından son derece değerli bir faaliyet alanı sunuyor. Bugün futbol ekonomisinin büyüklüğünü anlatırken bu ilişkiyi görmezden gelemeyiz. Ancak aynı ekonominin bir parçası olan kişilerin bahis........

© Evrensel