Messi hâlâ sahadaysa zaman tam olarak geçmemiştir
Lionel Messi’nin Cezayir karşısında attığı üç golü yalnız skor kağıdına bakarak anlatmak kolay olurdu. Arjantin kazandı, Messi üç kez ağları buldu, dünya kupası tarihinin en yüksek gol sayısına bir adım daha yaklaştı. Bunların hepsi doğru; fakat Messi söz konusu olduğunda doğrular, çoğu zaman duygunun gerisinde kalır. Çünkü onun kariyeri artık rakamlardan ibaret okunamayacak kadar uzun, büyük ve yer yer inanılması güç bir hikayeye dönüştü. Her yeni veri, ancak bu hikayenin içinde anlam kazanıyor.
Cezayir maçı başlamadan önce etrafındaki hava da buydu. Messi sahaya çıkmadan çok önce konuşulmuştu. Reklamlarda vardı, tanıtımlarda vardı, Amerika’nın bu Dünya Kupası’nı pazarlama biçiminde vardı. Turnuva sanki dev bir vitrindi ve vitrinin en aydınlık noktasında yine onun yüzü duruyordu. Bu durum bir yandan anlaşılırdı; futbolun son yirmi yılı Messi’siz anlatılamaz. Diğer yandan tuhaftı; çünkü artık 2022 finalinin Messi’sinden değil, 39 yaşına yaklaşan, kulüp futbolunun merkezinden uzaklaşmış, Inter Miami formasıyla daha gevşek bir ritmin içinde görünen bir oyuncudan söz ediyorduk.
İşte bu yüzden Cezayir karşılaşmasının ilk anlarında akıllarda aynı soru dolaşıyordu: Bu kadar büyük bir beklentiyi hâlâ taşıyabilir mi? Futbolun en acımasız tarafı burada ortaya çıkar. Bir oyuncunun bütün geçmişini biliriz, ona hayranlık duyarız, onunla büyümüşüzdür; ama top ayağına geldiğinde hafıza geri çekilir. Bedenin bugünkü hali konuşur. Hız, karar, denge, dar alandaki keskinlik, vuruş anındaki berraklık… Geçmiş, o anda ancak kanıtlanırsa bugüne ait kalabilir.
Reklamların arasından çıkan futbolcu
Messi’nin Amerika’daki yılları, onun futbolcu kimliğini ister istemez başka bir görüntüyle karıştırdı. Bir yanda hâlâ o kısa adımlarla savunmayı tartan, pas açısını daha top kendisine gelmeden gören oyuncu vardı. Diğer yanda neredeyse her büyük kampanyada karşımıza çıkan küresel ikon. Bu iki görüntü birbirini beslediği kadar birbirini gölgeledi de. Çünkü Messi artık maçtan önce de görünüyordu; reklam aralarında, afişlerde, kısa videolarda, sponsorsuz neredeyse hiçbir alanda bırakılmadan.
Böyle bir gürültünün içinde futbolcunun kendisi kaybolabilir. Hatta Messi gibi sahada en güçlü ifadesi sessizlik olan biri için bu daha da belirgindir. O hiçbir zaman ezeli rakibi Cristiano Ronaldo gibi kendi sahnesini yüksek sesle kurmadı. Messi’nin büyüklüğü daha çok topa dokunduğu anda anlaşıldı.
Cezayir maçına da bu kalabalık görüntünün içinden çıktı. Onu izleyenler, bir futbolcudan çok bir dönemin son ışığını seyredeceklerini biliyorlardı. Bu duygu, maçı normal bir grup karşılaşmasının dışına taşıdı. Arjantin’in rakibi Cezayir’di ama asıl mesele Messi’nin zamanla oynadığı maçtı. Her pasında, her kısa koşusunda, her duruşunda aynı ölçü vardı: Ne kadarını hâlâ yapabiliyor? Ne kadarını artık yalnızca hatırlıyoruz?
İlk gol bu soruya kesin bir cevap vermedi. Vuruş temizdi ama kalecinin eli topa değdiğinde insan ister istemez hatanın payını düşündü. İkinci gol de benzer bir ara bölgede duruyordu. Kaleciden seken top, Messi’nin önünde uygun bir fırsata dönüştü. Elbette o pozisyonda soğukkanlı kalmak da bir meziyetti; fakat yine de maçı izleyen kuşkucu gözler, kendine kaçacak bir aralık bulabiliyordu. “Tamam,” diyebilirdi, “Messi hâlâ orada, ama bu goller biraz da maçın ona açtığı kapılardan geldi.”
Sonra üçüncü gol geldi ve o aralık kapandı.
Üçüncü golün gösterdiği şey
Messi’nin üçüncü golünde asıl etkileyici olan şutun güzelliğinden önce, pozisyonun tanıdıklığıydı. Topu ceza sahasının dışında aldı. Savunmanın önünde o meşhur küçük boşluk belirdi. Rakip için tehlike tam da oradadır: Messi’nin fazla alana ihtiyacı yoktur. Ona geniş koridorlar açmanız gerekmez. Bir anlık........
