İtibardan disipline: Kredi kartları ve borçlandırılan insan
Kredi kartı, adı üstünde bir itibar, güven (credit) belgesi; en azından, 1950’lerin ortasında ABD’de doğup kıta Avrupası’na yayıldığında tam da bu mantığa dayanıyordu. Dönemin ABD’sinde Diners Clup kartları bir borçlanma, borcu taksitlendirme, yaşamın kendisini finanse etme aracı değil, üst gelir gruplarının finans kurumları/bankalarla kurdukları bir güven ilişkisinin örgütlenme biçimi; parasızların değil, para taşımak istemeyenlerin kartıydı.
Tıpkı o uydurma hikayede olduğu gibi: Hamilton Credit Corporation’un umum müdürü Frank McNamara avukatı Ralph Schneider ve kankisi Matty Simmons ile felekten bir gece çalarlar. Sohbet, gıybet; derken sıra hesap ödemeye gelince McNamara bir bakar cüzdanını evde unutmuştur. Sosyeteye malamat olan n’açar McNamara, bir daha böyle bir rezillik yaşanmasın diye bu itibar kartlarını icat eder; yerseniz.[1]
Bu kartı kullananlar, harcamalarını anında ödemiyor; ancak belirli bir dönem sonunda borçlarını tam ve eksiksiz kapatmakla yükümlü oluyorlardı. Yok faiz, yok asgarî ödeme, taksitlendirme; bunlar yok. Çünkü kartı taşıyanlar bu kartı borçlanmak için kullanmıyorlar. Kart bir kolaylaştırıcı. Asıl işlevi, kişinin sahip olduğu ödeme gücünü daha esnek ve taşınabilir hale getirmek. Kart, bireyin ekonomik kapasitesini genişletmiyor; yalnızca o kapasitenin kullanım biçimini dönüştürüyordu.
Gel zaman git zaman, McNamara’nın itibar sistemi tam da bugün kullanageldiğimiz “Ali’nin külahını Veli’ye” ya da daha teknik ifadesiyle borç döndürme sistemine (revolving credit) doğru dönmeye başlar. Artık borcun tamamını kapatmak zorunlu değildir; yapılan harcamanın yalnızca küçük bir kısmını ödemek de yeterlidir. Kalan borç ise faiziyle birlikte bir sonraki aya devreder. İlk bakışta bu, kullanıcı lehine bir esneklik gibi görünür. Oysa bu esneklik, borcun doğasını kökten değiştiren bir mekanizmanın kapısını da aralayacaktır. Bankaya edilen borç, artık, geçici bir yükümlülük, bir kolaylık mekanizması, bir itibar göstergesi olmaktan çıkacak, süreklilik kazanmaya başlayacak; disiplin toplumun bir dişlisi haline gelecektir.
2000’lere gelirken Türkiye’de de kullanımı yaygınlaşan kredi kartı bu karttı. Asla bir itibar kartı olmadı. Borcu döndürme, yaşamı idâme ettirme kartı ola geldi hep. Nitekim Bankalararası Kart Merkezi (BKM) istatistiklerine göre, sadece 2026 yılının Ocak ayında kredi kartları ile 876 milyon defadan (aman dikkat lira değil) fazla işlem yapılmış; 16 küsur milyon defa nakit para çekmiş insanlar kredi kartlarından.[2] Tabii bu durum artık sadece Türkiye için geçerli değil; tüm dünyada kredi kartı bir borçlanma kartı haline geldi -ki Thomas A. Durkin ve Robert D. Manning de çalışmalarında benzer noktalara dikkatimiz çekmekteler.[3] Kredi kartları, harcamayı borç üzerinden sürdürülebilir kılan bir mekanizmadır artık. O kadar ki, diğer ülkeleri bilmem ama Türkiye’de “kredi” kelimesinin (latince ceredere’den batı dillerine geçer) itibar, güven, itimat anlamlarını bilen bile kalmadı; kredi denince artık bankadan çekilen borç anlaşılır oldu.
Borçlandırılmış insan, disiplin toplumu ve kredi kartı
Sanırım, kredi kartı denen çağdaş illeti disiplin toplumunun -Michel Foucault’nun[4] o meşhur gözetim, denetim ve normlara uyum mekanizmalarıyla sistematik biçimde şekillendiği modern toplum(umuz)- bir unsusu olarak düşünsek yanlış olmaz. Okul gibi kışla, fabrika gibi kredi kartlarıyla boynumuzdan bağlı olduğumuz finans-kapital kurumları da bizi disipline etmiyorlar mı?
Aslına bakarsanız Maurizio Lazzarato’nun Borçlandırılmış İnsan’ı [5]da benzer bir noktaya parmak basar. “Borc[u] bireysel ve kolektif öznelliklerin üretimine, denetimine ve yönetimine ilişkin bir güvenlik tekniği” olarak tanımlayan Lazzarato’ya göre borç, yalnızca ekonomik bir yükümlülük değil; aynı zamanda bir özne üretim biçimidir. Borçlu birey, yalnızca kazancını değil, geleceğini de taahhüt eder. Davranışlarını buna göre düzenler, risklerini buna göre hesaplar, hayatını buna göre sınırlar. Borçlu birey, yalnızca mevcut gelirine göre değil, gelecekteki ödeme yükümlülüklerine göre de hareket eder. Harcama........
