menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Sadaka(t) belediyeciliği’nin halkçı tercümesi: CHP’li belediyeler neden hedefte?

41 0
09.03.2026

Türkiye’de son yıllarda belediyeler etrafında kopan siyasî fırtınayı fark etmemek mümkün mü? Soruşturmalar, kayyumlar, görevden almalar, suçlamalar… Belediyeler, artık Türkiye’nin kalbi; siyasetin tansiyonunu oradan ölçüyoruz. Peki neden? Cevap, aslında, Türkiye’de son kırk yılda devlet ile toplum arasındaki ilişkinin nasıl değiştiğiyle de alâkalı.

12 Eylül sonrasında Türkiye’de sosyal devlet yavaş yavaş daralırken, ortaya çıkan boşluk bütünüyle ortadan kalkmadı; başka bir mekanizma tarafından dolduruldu. Devletin hak temelinde sunduğu sosyal politikaların yerini giderek yerel düzeyde dağıtılan yardım/sadaka mekanizmaları almaya başladı. Belediyeler yalnızca yol yapan, çöp toplayan kurumlar olmaktan çıkıp toplumsal hayatın en hassas alanlarından birine —yoksullukla kurulan ilişkiye— temas etmeye başladılar. Sadece asfalt döken bir makine değil; yiyecek, kömür vb yardımı yapan, lokant açan… mahallenin Hızır’ı sayılan bir figüre dönüştü belediyeler. Yoksullukla kurulan bu temas ise zamanla yalnızca bir sosyal politika meselesi olmaktan çıktı; siyasetin en önemli temas noktalarından birine dönüştü. Çünkü yoksullukla kurulan her temas, aynı zamanda siyasetle kurulan bir temas anlamına geliyordu.

İşte bugün belediyeler etrafında kopan kıyameti anlamak için bu dönüşümü görmek gerekir. Çünkü Türkiye’de sosyal politika ortadan kalkmadı; biçim değiştirdi. Ve bu yeni biçim yalnızca sosyal politikayı değil, siyasetin doğasını da dönüştürdü.

12 Eylül Sonrası: Sosyal devletin daralması

1980 Darbesi yalnızca siyasî hayatı yeniden düzenlemedi; devletin toplumsal rolünü de kökten değiştirdi. 24 Ocak Kararları’yla başlayan neoliberal dönüşüm, devletin ekonomik alandaki rolünü daraltırken sosyal politika alanını da yeniden şekillendirdi. Cumhuriyet döneminde zaten sınırlı olan refah devleti uygulamaları giderek daraldı; sosyal politika alanı parçalandı ve sosyal devlet büyük ölçüde yerel yönetimler ile çeşitli yardım ağlarının hayırseverliğine/halkçılığına ihale edildi -ki nitekim, Türkiye’de sosyal politikanın dönüşümünü inceleyen Ayşe Buğra da özellikle 1990’lardan itibaren sosyal yardımların giderek daha fazla yerel yönetimler ve çeşitli kurumsal ağlar üzerinden yürütüldüğünü vurgulamaktadır. Somuç olarak, geldiğimiz noktada sosyal yardım sistemi, hak temelli bir refah politikası olmaktan çıktı; daha parçalı, daha seçici, daha alturist bir yardımseverliğe evrildi.

Ne değişti de ne oldu, baştan alalım: Sosyal politikanın nasıl örgütlendiği yalnızca bir ekonomi politikası meselesi değildir; aynı zamanda devlet ile yurttaş arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu da gösterir. Sosyal devlet yalnızca devletin yaptığı yardımların toplamı değildir. Modern refah devletinin temelinde çok daha önemli bir fikir yatar: yurttaşlık. Peki, nedir bu yurttaşlık? T. H. Marshall’ın klasik tanımına göre sosyal haklar modern yurttaşlığın ayrılmaz bir parçasıdır; yurttaş, devletten yardım isteyen biri değil, hak sahibi bir özne olarak kabul edilir: Yurttaşa yardım edilmez; yurttaş hakkı olanı alır.

Tam da bu nedenle Türkiye’de son kırk yılda yaşanan dönüşümü yalnızca sosyal yardım politikalarının genişlemesi ya da daralması olarak görmek eksik kalır. Asıl değişim bizzat sosyal politikanın dayandığı ilkenin değişmesidir. Hak temelli bir refah anlayışı, giderek yardım ve lütuf ilişkilerine dayanan başka bir sosyal politika biçimine doğru kaymaya başlamıştır. 2025’de 20 milyona yakın kişi sosyal yardım alsa da bir refah devletinden bahsedememiz işte tam da bu nedenledir. Yeni rejim, bir refah devleti değil, merkezî/yerel yönetimin, parti mekanizmasına dayanarak işlettiği bir “sadaka(t) rejimi”dir.

  Bu sadaka(t) rejiminde sosyal politika giderek, yurttaşlık hakkına dayalı bir refah mekanizmasından, yardım ve lütuf ilişkileri üzerinden kurulan bir siyasî bağ üretme aracına dönüşmüştür. Bu rejimin nasıl ortaya çıktığını ve nasıl siyasî bir güç mekanizmasına dönüştüğünü anlamak için ise 1990’ların ortasına, Refah Partisi belediyelerinin yükselişine bakmak gerekir.

Refah belediyeleri: Mekanizmanın keşfi

Türkiye’de sosyal yardım ile siyaset arasındaki ilişkinin bugünkü biçimini anlamak için 1990’ların ortasına dönmek gerekir. Çünkü yerel yönetimlerin yalnızca yerel hizmet sunan kurumlar olmaktan çıkıp siyasî sadaka(t) üreten araçlara dönüşmesi tam da bu dönemde gerçekleşti. 1994 yerel seçimleri bu açıdan bir dönüm noktasıdır.

Refah Partisi’nin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehir belediyesini kazanması yalnızca bir seçim başarısı değildi; aynı zamanda yeni bir siyasî stratejinin başlangıcıydı. Refah belediyeleri kısa sürede klasik belediyecilik faaliyetlerinin ötesine........

© Evrensel