Tehlike tribünde
Bizdeki taraftarlık algısı kendi takımını desteklemekten çok rakiplere hakaret etme, rakipleri aşağılama, küçük düşürme ve sindirme edimleriyle şekilleniyor.
Rekabetten nefret üretmek ve rekabeti düşmanlığa dönüştürmek konusunda çok yaratıcı ve becerikliyiz.
Toksik erkeklik de işin içine girince rakibi kadın bedeni üzerinden veya eşcinsellik yakıştırmasıyla aşağılamaya çalışmak taraftarlığın şanından sayılıyor.
Beklenti, sözlü tacize maruz bırakılan rakibin psikolojik çöküntüye uğrayarak direncinin kırılacağı, hakemin de baskı/etki altına alınacağı yönünde. Kısacası, kinle, nefretle, düşmanlıkla harmanlanmış bütün bu yoğun çaba sahada kazanmak adına ortaya konuyor.
İnsanlar kazanmayı o kadar çok önemsiyorlar ki, akıllarınca takımlarının kazanmasına katkıda bulunmak için her türlü rezilliği göze alabiliyorlar. Onları, kazanmaktan daha fazla mutlu eden hiçbir şey yok. Ama sadece yenmek yetmiyor, tam anlamıyla mutlu olabilmeleri için rakibi aşağılamaları da gerekiyor. Çünkü kazanmak ile aşağılamak bir arada olunca hem daha büyük gurur duyuyor, hem de komplekslerini, eksikliklerini kendilerince aşmış oluyorlar. Ve elbette kazanmayı sportif bir sonuç olmanın ötesinde, her anlamdaki üstünlüklerinin bir kanıtı olarak kabul........
