menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gerçek gündemden kopmadan

31 0
22.04.2026

Ülke ve dünya ölçeğinde pek çok ciddi sorunla kuşatıldığımız şu dönemde gündemimizin baş sırasında şampiyonluk mücadelesinin ve hafta sonunda Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanacak derbinin bulunması, futbolun kitleleri hipnotize edercesine etkisi altına alabilme gücünün göstergesi…

Kuşkusuz burada, medyanın ve sosyal medyanın gündem belirleme ve dayatma konusundaki “ustalığının” da önemli rol oynadığını göz ardı edemeyiz…

Evet, zamanımızın ve enerjimizin büyük bölümünü taraftarı olduğumuz takımlar uğruna harcıyoruz. Takımlarla güçlü aidiyet bağları kurduğumuz için duygusal tepkilerimizi kontrol etmekte zorlanıyor, başarı ya da başarısızlık sonucundaki sevincimizi ya da üzüntümüzü taşkınlık şeklinde dışa vuruyoruz.

Maçların canlı olarak izlendiği odalardan alınan görüntüler bunun açık örneklerini oluşturuyor.

Kazananlar abartılı biçimde sevinirken, kaybedenlerde ise üzüntünün yanı sıra yoğun bir öfke ve vandallık durumu göze çarpıyor.

Futbolu ve kazanmayı hayat memat meselesi yapmanın, kaybedilen durumlarda hiç hoş sonuçlar doğurmadığı ortada. Kaybetmenin yarattığı psikolojik tahribat zaman zaman travma boyutuna dahi ulaşabiliyor. Milyonlarca kişinin aynı travmayı yaşaması ise sorunun çapını büyütüp toplumsal açıdan da sağlıksız bir ortam oluşmasına yol açabiliyor.

Kimileri futbolu sorunlardan kaçış ve bir zihinsel rahatlama yolu olarak görüyor. Böylesi bir kaçış, insanların ruh ve zihin sağlığı adına olumlu karşılanabilir. Yeter ki iş, rahatlamanın ötesine geçmesin, ölçüsüz sevinçlere, yıkıcı üzüntülere ve anlamsız öfkeye kaynaklık etmesin.

Özel hayatlarında travmalarla, belirsizliklerle, türlü baskılarla karşı karşıya kalan kalan insanların bir kaçış alanı araması doğal ve anlaşılır bir şey. Futbol ve şampiyonluk mücadelesi böyle bir kaçış alanı arayanlar için ideal bir araç işlevi görebilir.

Lakin şunu da unutmamak lazım. Futbola ve gönül verilen takımlara aşırı odaklanmak, insanların asıl ilgilenmesi gereken gerçekliklerden uzaklaşmasına/kopmasına, dolayısıyla toplumsal sorunlar karşısında duyarsızlaşmalarına neden olabilir.

Futbol tutkusu, diğer bütün toplumsal sorunları geri plana atacak kadar yoğunsa insanların olup bitenlere anlam vermelerini sağlayan farkındalık ve bilinç seviyesi düşebilir. Böylesi bir bilinç bulanıklığı, tam da futbolun dizginlerini elinde tutan güçlerin arzuladığı bir şey. Rekabet üzerinden fanatik taraftarlığı kışkırtmaları, uydurma ya da gerçekliği çarpıtılmış hikayelerle taraftar güzellemesi yaparak futbolu ve taraftarlığı romantize etmeye çalışmaları boşuna değil...

Milyonlarca kişiden oluşan kitlelerin futbolun ve şampiyonlukların peşinden koşmasının, zamanlarının ve enerjilerinin büyük kısmını aidiyet bağı kurdukları takımlar uğruna harcamasının kimin işine yaradığını, kimin çıkarına hizmet ettiğini iyi düşünmek lazım.

Futbolu, takımları, şampiyonlukları toplumsal sorunlardan daha fazla önemseyip hayatın en öncelikli uğraşı haline getirmek, sorgulama, değiştirme, dönüştürme enerjisinin savurganca harcanmasının yanı sıra çözüm bekleyen toplumsal sorunların kalıcılaşmasında da pay sahibi olmak anlamına gelir.

Duyarlılık, farkındalık, vicdan, empati ve merhamet sahibi insan olmak, her koşulda, her durumda toplumsal hayattaki asıl sorunlarla ilgilenmeyi ve ezilenlerin, sömürülenlerin gündeminden asla uzaklaşmamayı gerektirir…


© Evrensel