menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Başarı güzel ama...

37 0
01.04.2026

Dünya Kupası Avrupa elemelerinin play off finalinde Kosova’yı deplasmanda 1-0 yenen Milli Takım, 24 yıl aradan sonra yeniden dünyanın en büyük futbol organizasyonunda mücadele etme hakkı kazandı.

Kuşkusuz bu önemli bir başarı. En son 2002’de katıldığı Dünya Kupası’nı üçüncülükle tamamlayan Milli Takım, sonraki süreçte 5 organizasyonda yer almayı başaramadı. Şimdi ise 2002’den sonraki 6. turnuvada boy göstermiş olacak…

Dünya Kupası’na katılma hayalini gerçekleştiren millilerin bundan sonraki hedefi ise şampiyonada ses getirecek bir performans ortaya koymak.

Bunu başarabilmek için eleme grubu serüveninde oynanan maçlardan gereken derslerin çıkarılması büyük önem taşıyor. Özellikle oyunun savunma kısmındaki yetersizlikler adeta kronikleşmiş durumda. Kosova karşısında da kaleci Uğurcan yaptığı kritik kurtarışlarla takımı ayakta tutan isimlerin başında geldi.

Bir takımda kaleci üstün performansıyla ön plana çıkıyorsa, o takımın savunmasında ciddi arıza(lar) var demektir.

Dünya Kupası’nın başlayacağı 14 Haziran’a kadar daha uyumlu ve dengeli bir savunma hattı oluşturmak için bolca hazırlık maçı yaparak oyunculara birtakım ilkesel alışkanlıklar kazandırılmalı.

Genel oyun anlayışı bakımından da Milli Takım, B ve C planlarından yoksun görünüyor. Söz gelimi merkez santrforlu bir oyun düzeni de alternatif olarak el altında bulundurulmalı. Bazı rakipler karşısında merkez santrforlu bir oyun anlayışına ihtiyaç duyulabilir zira.

Milli takımda göze batan bir başka zaaf da oyun kurarken ve hücum varyasyonları sergilerken gerçekleştirilen paslaşmaların çok düşük tempolu olması. Oyuncular topu ayaklarında gereğinden fazla tutunca tempo ister istemez düşüyor. Oysa seri paslaşmalarla rakip savunmanın dengesini bozarak çok daha kolay gol pozisyonu üretilebilir. Bazı oyuncular gösterdikleri bireysel gayretle yüksek tempoya çıksa da önemli olan takımın ortalama temposunun yükselmesi.

ABD, Meksika ve Kanada’nın ortaklaşa düzenleyeceği dev turnuvada milliler D Grubu’nda ABD, Paraguay ve Avustralya ile kozlarını paylaşacak. Üçü de bize uzak ülkelerin takımı. ABD ile Avustralya’nın fizik gücüne dayalı, sert, mücadeleci ve yüksek tempolu bir oyun anlayışına sahip olduğu biliniyor. Paraguay ise tipik bir Güney Amerika temsilcisi olarak teknik kapasitesinin gücüyle yol almaya çalışan bir takım.

Milli takımın teknik heyeti kuşkusuz bu rakipleri yakından izleyip analiz edecek ve gereken değerlendirmeleri yapacaktır. Kırılgan görünümünden bir türlü kurtulamayan savunmanın onarılıp güçlendirilmesiyle birlikte doğru oyun stratejileri grupta işleri kolaylaştırabilir...

Gelelim konunun diğer boyutuna... Başarı yeşil sahayla, sportif alanla sınırlı kalsa güzel de öyle olmuyor maalesef. Futbolu ekonomik ve siyasi çıkar aracı haline getirenler elde edilen başarının coşkusuyla birlikte toplumsal ortamı yoğun biçimde tüketim ve milliyetçilik histerisine bulama faaliyetine başlıyorlar.

Maç biter bitmez pek çok şirketin Milli Takım ve Dünya Kupası temalı reklamları televizyon kanallarında dönmeye başladı bile.

Anlaşılan o ki, futbolun reklamlar aracılığıyla ticari hedeflere alet edilmesinden ve başarı üzerinden milliyetçi hamasetin köpürtülmesinden rahatsızlık duyanları, Dünya Kupası başlayana kadar çok zorlu bir süreç bekliyor...

Motivasyon adına saha kenarına dizilen mehteran takımının seslendirdiği ırkçı militarist marşlardan medet ummak kadar, başarının tüketimin ve milliyetçiliğin kışkırtılmasında kullanılması da spor adına çok acı...


© Evrensel