menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Yeşil” emperyalizm ve kritik mineral sömürgeciliğinin sonuçları

22 0
17.05.2026

Küresel meta üretiminde, finans piyasalarında ve uluslararası ticarette sıkça dile getirilen “yeşil dönüşüm”, sermaye birikimini dinamik kılmak amacıyla kapitalizmin kendini yeniden örgütleme biçimlerinden biri. “Yeşil enerji dönüşümü” başlığı altında sunulan “karbonsuzlaşma”, “net sıfır emisyon”, “ikiz dönüşüm”, “sürdürülebilirlik” ve “temiz enerji sistemleri” gibi kavramların tümü, birçok yoksul ülkeyi boyunduruğu altına alan trilyon dolarlık devasa bir kâr ve rant pazarını meşrulaştıran ideolojik çerçeve.

Karbonsuzlaşmaya alternatif olarak sunulan “yeşil dönüşüm”ün en çarpıcı özelliği, “enerjinin temizliği” söylemine karşılık enerji üretiminin toplumsal ve çevresel maliyetlerinin giderek daha kirli hale gelmesi. Elektrikli araçlar, yapay zeka altyapıları, bataryalar, güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri için gerekli olan lityum, kobalt, nikel, grafit ve nadir toprak elementlerine yönelik talep, “yeşil dönüşüm” sürecini devasa bir yıkımla birlikte ilerleyen bir madencilik sektörünü büyütüyor.

Bu yıkım -kapitalist sistemdeki her ilişkide olduğu gibi- ülkeler arasındaki eşitsizlikleri de yeniden üretiyor. Su, hidrokarbon, maden ve mineral rezervlerine sahip coğrafyalar sistematik biçimde yağmalanırken, bu bölgelerdeki devletler IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlarca borçlandırılır, yaşayan halklar topraksızlaştırılır, üretim araçlarından koparılır ve “yeşil dönüşüm” için gerekli hammaddenin kaynağına dönüştürülür. Dolayısıyla “yeşil dönüşüm”, emperyalist güç ilişkilerinden bağımsız düşünülemez; siyasi ve ekonomik olarak güçsüzleştirilmiş, ancak doğal kaynaklar açısından zengin ülkelerin sömürülmesine ve bağımlılığına dayanır. “Maden ekstraktivizmi” olarak adlandırılan kaynak sömürücülüğü, “yeşil kapitalizm”in başlıca örgütlenme mekanizmalarından biridir.

Karbonsuzlaşma sürecinde “21. yüzyılın petrolü” olarak tanımlanan nadir toprak elementlerine ve kritik minerallere duyulan ihtiyaç, sadece yeni bir pazar yaratırken, yoksul bırakılan ülkeleri emek ve çevre açısından daha fazla yoksunlaştırır. Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü’nün (UNU-INWEH) bu yıl yayımladığı “Critical Minerals, Water Insecurity and Injustice” raporu, bu sürecin boyutlarını çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Rapora göre enerji ve dijital dönüşüm için hayati önem taşıyan minerallere olan talebin 2050 yılına kadar dört veya beş kat artması bekleniyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2025 verilerine göre ise kritik minerallere yönelik talep artışı devam ediyor. Lityum talebi 2024 yılında yaklaşık yüzde 30 artarken; nikel, kobalt ve diğer........

© Evrensel