menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bütünü görmemek akıl körlüğüdür

26 0
07.03.2026

ABD’nin İran’a saldırısı, bir savaş sebebidir. Evet de, acaba ABD İran ile mi savaşıyor, yani ABD gerçekten salt İsrail’in sürüklemesi ile mi İran’a saldırıyor. Sanırım bu soru tüm değerli okurlarımızın zihnini kurcalıyordur. Benim ihtisas alanım olmadığı için, sizlerin ve aktarım yapacağım değerli meslektaşımın izni ile bu yazıyı, büyük bölümü itibarıyla aktarım şeklinde gerçekleştireceğim. Yazısından aktarım yapacağım değerli meslektaşım Sayın Gülse Gül’e aydınlatıcı yazısı işin de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

Efendim, mesele şöyle: Görünen tabloda ABD durduk yere, görünüş olarak en güçlü olasılıkla İsrail’in dürtüleriyle İran’a saldırdı, hatta açıkça tek bir saldırıyı aşarcasına bayağı İran’a savaş açtı. Bunun üzerine ABD’de parlamento hareketlendi, muhtemelen büyük ekseriyeti muhalif partiden olan parlamenterlerin bir kısmı gerek Birleşmiş Milletler Yasası’nın ilgili maddelerine dayanarak, gerek ABD Anayasası’na dayanarak Başkan Trump’ın yetkilerini kısıtlamaya kalktı. Ancak, ilk bakışta fevkalade haklı görülebilecek bu öneri reddedildi ve Trump’ın önü açılmış oldu. Öyle görülüyor ki, bu olay her sefer Trump’a atfedilen çılgınlıkla fazla ilgili değil, bir görünür gerekçe kullanılarak aslında çok daha büyük bir hedef amaçlanmaktadır. Bu tabloyu tamamlayabilmek için Trump’ın Venezuela Başkanı Nicolas Maduro’yu derdest etmesini de pakete ilave etmemiz gerekmektedir.

Günümüzün komplike sanayi yapısı ve savaş teknolojisi girdi olarak yakıta dayanmaktadır. Her şeyin omurilik cevherini yakıt oluşturunca, damarlarda dolaşan kan misali, yakıta ulaşamayan bir ekonominin teknoloji düzeyi de fazla bir kuvve-i harbiye ifade edememektedir. Ortadoğu’nun ve yakıt deposu olarak görülebilen Venezuela gibi yerlerin ve ülkelerin bundan dolayı çekim merkezleri olarak önemleri büyük olmaktadır. Kurtuluş Savaşını zaferle kazanan ordumuza Musul’a inme izni verilmemesinin sebebi de aynı mantığa dayanmaktadır.

Konumuza döndüğümüzde; Doğrudur, ABD İsrail’i kollamakta ve çok büyük destek vermektedir, hatta denebilir ki, ABD’nin beyninin bir yarım küresini İsrail oluşturmaktadır. ABD’nin İran’la nükleer silah konusunda bir türlü çözülemeyen sürtüşmesinin olduğu da ortadadır, o nedenle de İran uzun yıllar çok yoğun ambargo altında zor günler geçirmiş ve geçirmektedir. Bunlar gerçektir, fakat günümüzdeki durum bu basitliği aşmaktadır. Şöyle ki, sahnenin planlanmasında İsrail’in güvenliği ve İran’ın nükleer güç üretimi sorunu devam etmekle beraber, daha büyük hedefin yanında ikinci plana düşmüştür. Birinci planda ise, hızla gelişen, dünya üretiminin neredeyse tek başına büyük oranını yapan ve 1930’lara doğru ABD’yi yakalayacağına kesin gözüyle bakılan Çin meselesi dağ gibi durmakta, hatta giderek büyümektedir.

Peki, Çin meselesi ile İran’ın bombalanması arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır. Venezuela çatışmasının Çin-ABD ihtilafı ile nasıl bir ilişki varsa, aynı ilişki İran’a karşı yürütülen çatışmada da vardır; Petrol meselesi! Alıntı yaptığım yazıda İran’ın günde 1.5 milyon varil petrolü Çin’e sattığı bildiriliyor. Bu rakam, Çin’in günlük petrol ithalatının yaklaşık yüzde 15’i kadar bir kısmını oluşturmaktadır.

Bu verilerle ABD’nin ileriye yönelik hesaplarına bir bakalım. Çin’in Venezuela kaybı 800 bin varil/gün, İran kaybı da 1 milyon 500 bin varil/ gün olduğuna göre, Çin’in petrol girdisinin yüzde 20’si engellenmiş olmaktadır.

Yine yazıya dönersek, İran, Paris’ten Çin’e uzanan yolun da ortasındadır. İran karıştığına göre, Çin’in Avrupa merkezlerine ulaşma olanağı da kısıtlanmış olmaktadır. Bir de önümüzde Taiwan meselesi var ki, teknolojinin ana yongası olan çipleri üretmektedir. Nitekim Çin ile ABD arasında bir de Taiwan meselesi müzmin haldedir. Muhtemelen yakın zamanda o mesele de gündeme gelecektir.

Şimdi meseleyi masaya yatırırsak: (1) ABD Kongresinde Trump’ın ilk bakışta cahilane ya da çılgınca addedilen girişimine onay verilmesi bir devlet aklı olarak görülmelidir. Bu konunun halka yönelik bölümünde şunlar söylenebilir: Demokrasi, tüm elemanların aynı derecede ve olgunlukta tüm bilgilere sahip olması koşulunda harika bir sistemdir. Bir zamanlar bir sanatkarın dediği gibi farklı düzeydeki, insanların bir arada karar vermesi demokrasi değil, ancak kakofoni dedikleri durumu ortaya çıkarır ki, oradan da ülkeyi perişan edebilen yarı cahil siyasiler tarih sahnesinde hak etmedikleri yerleri alırlar. Antik Yunan demokrasisinde de herkes oy sahibi değildi.

Bu konunun siyaset ve devlet yönetimi bağlamında ise şunlar kaydedilebilir. Devlet yönetimi tek kişi yönetimi şeklinde olursa, ülke abat olamaz. Bir ülkenin anlık ve gelecek stratejisini “monşer” diye küçümsenen hariciyesi; savunma stratejisini askeri gücü; ülkesel zeka düzeyini ise ilerici, pozitif ve özgür eğitim kurumları oluşturur. Bunların üzerinde ülkede iç barışı ve vatandaşların birbiriyle kenetlenmesini de vatandaşları arasında ekonomik ve sosyal açıdan ayırım yapmayan toplumu bir bütün olarak kucaklayan siyasi zeka oluşturur.

Her şerde bir hayır vardır söylemine fazla itibar etmemekle beraber, umalım Ortadoğu’da hızla gelişen olumsuz süreçler ülkemizde her açıdan ciddi bir silkinişe sebep olarak, üzerimizdeki koyu kabusu atmamıza yardımcı olabilir.


© Evrensel