menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Lübnan’ın tepesindeki akbaba ve borazanlar

91 0
sunday

Nüfusu 6 milyonu bulmayan, ticaret hacmi 25 milyar doları geçmeyen, yüz ölçümü 10 bin 452 kilometrekareyi aşmayan Lübnan gibi küçük bir ülkede, 43 bin metrekare üzerine kurulmuş bir büyükelçilik yerleşkesinin sunduğu orantısızlık neyle izah edilebilir? Amerikan müdahaleciliğinin büyüklüğü ve azmanlığından başka hiçbir şeyle anlatılamaz.

Levant’taki operasyonların bir parçası olarak Lübnan’ı İsrail’in önceliklerine göre dizayn etmeye çalışırken Beyrut’taki bu devasa üssün de hakkını vermesi gerekiyor. Bu ‘hak’ diplomatik ilişkilerin kalıbına sığmayan siyasi ve mali zorbalıklar üretiyor. İşin ‘şiddet üretme’ kısmı tabii ki İsrail’de. Amerikan güçleri 1983’te bombayı yiyip tarumar halde Beyrut’u terk ettiğinden beri askeri güç kullanmada İsrail başka bir varlığı aratmıyor. Elçilik bir casusluk üssü olarak da İsrail’in ölüm makineleri ve suikast timlerine çalışıyor.

2000’de İsrail’i çekilmeye zorlayan direniş, bugün de işgal planlarının önündeki en büyük bariyer. O yüzden ‘Verimli Hilal’e Yahudi yerleşimleri kurmaktan söz eden İsrail faşizminin hayalleri, ordu, hükümet ya da yekûnen Lübnan devleti değil direnişin ateşi karşısında kül oluyor.

2024’te Hizbullah’ın lider kadrolarını tasfiye eden terör kampanyasından beri direnişi tasfiye etmek Amerikan-İsrail açısından en acil gündem.

Bu planın gereklerine uygun olarak cumhurbaşkanlığına Joseph Avn, başbakanlığa Nevaf Selam getirildi. Hizbullah’ı ‘düştüğü yerde’ halletmek üzere Amerikan ekibinin hazırladığı plan, Lübnan hükümetince iç programa dönüştürüldü. Fakat Lübnan ordusu temkinli ve Hizbullah’ı silah zoruyla silahsızlandırma tuzağına düşmek istemedi. Bu adım bir iç savaşı tetiklemek demekti. Bu süreç geçen yıldan beri tavsadı. İran’a karşı 40 günlük savaş sırasında Hizbullah da 15 ayda ateşkesi 10 bin 500 kez ihlal eden İsrail’e yanıt vererek cepheye döndü. Sanılanın aksine çökmemişti, gömülmemişti.

İran’ın ABD ile anlaşmak için Lübnan dahil tüm cephelerde ateşkes şartını koşması yeni bir denklem doğurdu. Ve Trump kıvrana kıvrana İran’ı masada tutabilmek için İsrail’i sınırlamak zorunda kaldı. Lübnan’ın ABD-İran ateşkesine dahil edilmesi İsrail’in ileriye dönük operasyon planlarını zora sokacağı için kısa devre yaptırmanın yollarına bakmaya başladılar.

ABD, Lübnan cephesini İran’la ateşkesten ayırmak amacıyla siyasi bir girişim başlattı. Hizbullah’ın reddiyesine rağmen Lübnan hükümeti de, İsrail ile doğrudan Washington’da görüşmeyi kabul etti. Washington-Tel Aviv hattında hazırlanan bu kumpasın tek bir hedefi var: Hizbullah’ın silahsızlandırılması sürecine Lübnan ordusunun dahil edilmesi. Bunun için Amerikan-İsrail destekli ‘bir tugay’ kurulması. Müzakere süreci Lübnan’daki işgalin sonlandırılması, sınırların çizilmesi, saldırıların önlenmesi ve esirlerin bırakılması konusunda herhangi bir garanti sunmuyor.

Lübnan hükümetinin elinde İsrail’e karşı kullanabileceği hiçbir koz yok. Buna rağmen Lübnan’ın İran-Amerikan ateşkesine dahil edilmesi önerisinden dehşete kapıldılar. Çünkü bunu, Hizbullah’ın konumunu güçlendiren bir sonuç olarak gördüler.

Washington’da masa kurulurken İsrail, Lübnan ordusunda kritik görevlerde bazı........

© Evrensel