menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz’den kaçış koridorları ve rekabet

242 0
26.04.2026

Düne kadar genişletilmiş Orta Doğu’da “Her Şey İsrail İçin” üst başlığının geçtiği jeopolitik tasarımın kitabı yazılıyordu. Buna ortak olan bölge ülkeleri, İsrail-Amerikan ekseninde olmanın kendilerini bir kazan-kazan denkleminin içinde tutacağını düşünüyorlardı.

Bu eksenin cazibe kazanması için kendine düşman eksen bulması ve ona göre konumlanması gerekiyordu. Ürdün Kralı Abdullah’ın ‘İngiliz’ aklıyla uydurduğu ‘Şii Hilali’ kavramı onlara bir konsept hediye etti. Bununla hedefe koydukları aslında Filistin’de Şiilikle ilgisi olmayan grupları da içine alan ‘Direniş Ekseni’ idi.

‘İran tehdidi’ onlarca yıl boyunca ABD tarafından Körfez ülkelerine silah satmak, askeri üsler kurmak, güvenlik garantisi adı altında bütçelerini söğüşlemek, finansal kaynaklarını Amerikan fonlarına kanalize etmek ve pek çok açıdan bağımlılık ilişkisi yaratmak için tepe tepe kullanıldı. İsrail de “İran sadece İsrail’in değil Arapların da düşmanı” teranesiyle ABD’nin açtığı damarlardan yürüdü.

Abraham Anlaşmaları sadece Filistin davasını toprağa gömecek şekilde Araplarla normalleşme değil aynı zamanda bölgeyi İsrail’in çıkarlarına ve güvenliğine göre dizayn etme projesi olarak geliştirildi.

Hindistan’dan başlayıp Suudi Arabistan, Emirlikler, Ürdün ve İsrail üzerinden Avrupa’ya uzanan ulaşım koridoru IMEC projesi de İsrail’i jeostratejik denklemin merkezine oturtuyordu.

Biraz daha geriye gidersek 11 Eylül saldırılarından sonra başlayan askeri müdahaleler ve Arap Baharı sürecindeki tasfiyeler İsrail için büyük bir alan temizliğine dönüştü.

Körfez’den Ürdün’e kadar radar, hava savunma sistemleri ve istihbarat ağları nasıl ki İsrail’in güvenliğini temin edecek şekilde entegre edildiyse Güney Kıbrıs ve Yunanistan da Doğu Akdeniz’de sistemin parçası haline getirildi. İngiliz üsleri ve Amerikan askeri varlığı Gazze soykırımında olduğu gibi İran’a karşı savaşta da İsrail’e hizmet etti.

Gazze’deki soykırım, Lübnan’daki kırım ve Suriye’deki çöküşten sonra İsrail’in güç yoluyla hizalama operasyonunun karşısında kimsenin duramayacağı kanaati oluştu. Ve tabi Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesi bu özgüvene tavan yaptırdı.

Ancak Soykırımcı-Eptstein Koalisyonu’nun İran’a dayattığı savaş bir kırılma yarattı. Aynı zamanda bölge ülkelerindeki Amerikan askeri-güvenlik altyapısının ev sahiplerini değil İsrail’i korumak için olduğu görüldü. İran’ın misilleme saldırılarının hedefinde olmalarına rağmen Körfez’in İsrail-Amerikan ekseninin jeopolitik oyununda kalmaları zorlaştı.

Aynı........

© Evrensel