Kopan kollar, kanla boyanmış halılar: ‘Fabrika değil mezbaha’
Gaziantep sanayisi uzun yıllardır “ihracat”, “büyüme” ve “rekabet gücü” başlıklarıyla anlatılıyor. Ama bu anlatının görünmeyen tarafında, üretimin gerçek taşıyıcıları olan işçilerin ağırlaşan çalışma koşulları, artan iş cinayetleri, düşük ücretle yoğun sömürü, kayıt dışı göçmen emeği ve sistematik hak gaspları yer alıyor. Bu tabloyu anlamak için tek tek olaylara değil, üretim modelinin bütününe bakmak gerekiyor.
İşçi Güvenliği ve İş Sağlığı (İSİG) Meclisinin son on yılı kapsayan raporuna göre Gaziantep’te en az 427 işçi çalışırken hayatını kaybetti. Bu veri, kentteki sanayi büyümesinin hangi sınıfsal bedeller pahasına gerçekleştiğini açıkça gösteriyor. İş cinayetlerinin bu denli yaygınlaşması, “kaza” ya da “ihmal” gibi açıklamaları yetersiz bırakıyor; karşımıza süreklilik kazanmış bir üretim düzeni çıkıyor.
Sıradanlaşmış uzuv kayıpları
Bu sürekliliğin en çarpıcı örneklerinden biri Akınal Sentetik Tekstil. Aynı üretim sahasında faaliyet yürüten Koza Polyester ile birlikte sektörün en büyük tesislerinden biri olan bu işletmede, son sekiz yılda en az dokuz işçi elini kaybetti, bir işçi yaşamını yitirdi. Bunlar tekil olaylar değil; aynı üretim sürecinin tekrar eden sonuçları olarak karşımıza çıkıyor. Ali Zorkuşçu, ocak 2024’te çalıştığı makinenin tarağına kaptırdığı sol elini kaybetti. Aynı fabrikada benzer şekilde elini kaybeden en az dokuz işçiyi tanıdığını söylüyor. 2017’de 21 yaşındaki Halil Tapar, sarıcı makinenin silindirleri arasında sıkışarak hayatını kaybetmişti. Bu örnekler, iş güvenliği önlemlerinin sistematik olarak ihmal edildiğini ortaya koyuyor. Ali’nin “Fabrika değil mezbaha burası” sözleri, üretim ilişkilerinin geldiği noktayı özetliyor.
İşin gerçek yüzü: Riskler ve çalışma koşulları
Gaziantep gibi emek yoğun üretim........
