Çocukluğun hesabı
Kimi çocuk denize gitti, kimi köye, kimi parkta arkadaşlarıyla buluştu.
Çoğu çocuk ise işe gitti.
Bu yaz onlardan biri olan 14 yaşındaki Emirhan Sarısu bir daha eve dönemedi.
Emirhan'ın ölümü yalnızca bir iş kazasının konusu değil. Bugün Türkiye'de çocukluk ile çalışma yaşamı arasındaki sınırın nasıl giderek silikleştiğinin de en acı göstergelerinden biri.
Çünkü aynı günlerde milyonlarca aile mutfak masasında başka bir hesabı yapıyordu...
Yaz tatili birçok aile için artık dinlenme değil, hesap yapma zamanı. Mutfak masasında kira, faturalar ve geçim derdi konuşulurken aynı soru dönüp dolaşıp çocuklara geliyor: “Ne yapacağız?” Bir meslek mi öğrensin? Çalışsın mı? MESEM’e mi yazdıralım? Tam da bu sırada Millî Eğitim Bakanlığı yeni kayıt kampanyaları yürütüyor, meslek ortaokullarını yaygınlaştırıyor ve mesleki eğitimi iş gücü piyasasının ihtiyaçlarıyla ilişkilendiren bir söylem kuruyor. Aynı çocuk üzerine iki farklı gelecek planı yapılıyor. Aile çocuğunu yoksulluktan korumaya çalışırken, devlet ve sermaye çocuğun yaşamını geleceğin iş gücü olarak planlıyor.
Yoksulluğun kurdurduğu cümle
Bugün birçok anne baba için “Bir meslek öğrensin” sözü ideolojik bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluğun ifadesi. Artan hayat pahalılığı, genç işsizliği ve eğitimin maliyeti çocukların geleceğini aile bütçesinin konusu hâline getiriyor. Üniversite diplomasının iş bulmaya yetmediği, güvencesiz çalışmanın yaygınlaştığı bir ülkede aileler çocuklarının geleceğini yalnızca eğitim üzerinden değil, geçim mücadelesi üzerinden de düşünmeye başlıyor. “Hiç olmazsa elinde bir mesleği olsun” cümlesi, çoğu zaman çocuk işçiliğini savunan bir anlayışın değil, yoksulluğun ailelere kurdurduğu bir cümle hâline geliyor. Tam da bu nedenle çocuk emeği tartışmasını yalnızca ailelerin tercihleri üzerinden okumak eksik kalıyor. Çocukların erken yaşta çalışma hayatına yönelmesi, çoğu zaman bireysel tercihten çok ekonomik koşulların ve istihdam yapısının sonucu. Bugün milyonlarca aile çocuklarının çocukluğunu değil, gelecekte işsiz kalmamasını güvence altına almaya çalışıyor. Ne var ki bu kaygı, giderek başka bir planlamayla kesişiyor.
Millî Eğitim Bakanlığının son yıllarda kullandığı dil bu açıdan dikkat çekici. Meslek Ortaokulu Çerçeve Öğretim Programı'nda öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini geliştirmekten söz edilirken aynı zamanda "iş piyasasının ihtiyaçlarını karşılayabilecek", "iş piyasasının taleplerine cevap verebilecek" bireyler yetiştirilmesi hedefleniyor. Mesleki Eğitim Merkezlerini tanıtan belgelerde ise mesleki eğitimin amacı doğrudan "sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü yetiştirmek" olarak ifade ediliyor. Tanıtım kampanyalarının dilinde de bu yaklaşımı görmek mümkün. Mesleki Eğitim Merkezleri için hazırlanan videolarda önce "İşletmeler açısından avantajları nelerdir?" sorusu yöneltiliyor. Ardından devlet katkıları, sigorta primleri, ücret........
