menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Lazarus’suz kalan doktor Trump ve gerçek mucizeler

15 0
18.04.2026

“Hani geçen sene bir ölü beden dikmiştin ya bahçene ekin verdi mi o?”

T.S. Elliot/Çorak Ülke

Liderin/hükümdarın görkemli bir kompozisyon içerisinde resmedilerek propagandasının yapılmasının tarihi çok eskidir. Hammurabi’nin ünlü dikili taşında yaklaşık 4 bin yıl öncesinden bir kralın bir tanrı ile oldukça ‘havalı’ pozunu görürüz örneğin. “Kanun koyucu” olarak Adalet Tanrısı Şamaş’ın karşısındadır. Kanun koyma gücünü, yetkisini, kabiliyetini bir tanrının elinden almaktadır o anda. Görsel propagandanın bilinen en eski örneklerindendir bu.

Karnak’taki restorasyon çalışmalarında bulunduğu geçtiğimiz günlerde açıklanan ve Roma İmparatoru Tiberius’u Mısır tanrıları Amon, Mut ve Khonsu ile birlikte gösteren kabartmayı ya da bugün Türkiye ve Suriye sınırlarında kalan topraklarda kurulan Kommagene krallığının hükümdarı I. Antiokhos’u ‘güneş’ olarak resmedilen tanrı Mithras’la birlikte gördüğümüz anıtı da anabiliriz benzer örnekler arasında. Bu ‘güneş’lerle, ‘tanrılar’la birlikte resmedilen hükümdarlar geleneğini zirveye taşıyan ve Rönesans’tan başlayarak kendisinden sonraki dönemin sanatına yön veren gelenek ise Hristiyanlığın ortaya çıkması ile birlikte başlar… Aslında bütün bir dinin kilise resimleri ile kendisini geniş kitlelere anlatması, kabul ettirmesi ve kitleselleşmesidir yaşanan.   

Roma İmparatoru Tiberius’u Mısır tanrıları Amon, Mut ve Khonsu ile gösteren kabartma.

Ayasofya’da yer alan bir mozaikte, İsa peygamberin ayaklarına kapanarak Ortodoksların en fazla üç kez evlenme kuralına uymayıp dördüncü kez evlendiği için af dileyen imparator VI. Leon, fazlaca kişisel bir mesele için olsa bile Hammurabi, Tiberius ve Antiokhos’un çıktığı yoldan yürümektedir: Birtakım haltlar yese de o bir imparatordur ve işlerini ilahi güçlerle halleder, kullarına düşense böyle gösterişli tasvirlerde onu ve asla erişemeyecekleri dünyasını izlemek, takdir etmektir! Batı dünyasının bugün sinema/televizyon/bilgisayar oyunu evrenlerine uzanan görsel hafızası da bu geleneğin kurallarına uygun olarak inşa edilmiştir. ABD Başkanı Donald Trump, kendisini ölü “Lazarus’u dirilten Hz. İsa” olarak gösterdiği yapay zeka üretimi görseli işte bu hafızadan payına düşeni/düşmesi gerektiğini düşündüğünü almak için paylaşmıştır. Gel gör ki işler burada da (pek çok başka konuda olduğu gibi) Trump ve temsil ettiklerinin istediği gibi gitmemiştir.

Babil kralı Hammurabi kanun koymak için adalet tanrısından el alırken

Kendi kendine peygamberlik/peygamberle eş değerlik yükleyerek “göğe yükselen” ve sonra muhafazakarların tepkileri ile paçasından tutulup aşağı çekilerek yere indirilen bir başkan var şimdi karşımızda. “Aslında ben orada kendimi doktor olarak gösterdim” diye laf çevirerek açıklama yapmaya çalışan bir başkan. Başı dara düşünce bilime sığınmış, kendisini hekimliğe atarak kurtulmaya çalışmış diyelim!

Dünyaya barış getireceğini/getirdiğini, hatta bu yüzden Nobel Barış Ödülü alması gerektiğini ilan ettiği andan itibaren Trump’ın bu zırvalama anlarına sıkça tanıklık edileceği belliydi denebilir. Ancak işi İran’da çocukları öldürüp sonra olayın bu ülkenin “Elindeki Tomahawk füzeleriyle kendi kendini vurarak ABD karşıtı propaganda yaptığını” söylemeye vardırması kolay akla gelecek şey değildi. İş bu raddeye varınca ve artık ABD başkanı lafını sözünü bilmeyen bir meczup derekesine düşünce en azından ‘çevresinin’ ona engel olabileceği beklentisi bile artık çok gerilerde kaldı. Çevresi de kendisinden geri kalır durumda değil ki! Hep birlikte tehdit ediyorlar bütün gezegeni…

Kommagene hakimi I. Antiokhos, ‘güneş’ olarak resmedilen tanrı Mithras’la birlikte

Grönland, Venezuela, Küba ve İran’la sınırlı değil Trump ve ekibinin tehdit ufku. Bazen Fransa, şimdi daha yeni İtalya, hatta en eski müttefik İngiltere, yeri geldiğinde bütün NATO ülkeleri ve aslında İsrail hariç gerçekten tüm dünya… Bunun böyle olduğunun son örneği de Vatikan! Katolik inancının merkezinin ve aynı zamanda ‘dünyanın en küçük ülkesi’nin lideri Papa ile de kavga ediyorlar. Dünya hakimiyetinin elden kaçmakta olduğu fikri ile Venezuela’da devlet başkanı kaçıran, İsrail’le bir olup İran’a savaş açan tehditler savuran, canlar yakan ve yakmaya devam edecek gibi duran Trump, “Ben aslında doktor olmuştum” deyince peygamberlik iddiasından vazgeçmiş oldu mu? İç dünyasında kendisini daha aşağı bir mertebede gördüğünü düşünmek mümkün mü? Epstein dosyaları için bir ‘ilahi af dileme’ sahnesi bile ürettirmiştir belki yapay zekaya…  

Herhalde bu saatten sonra ondan ‘başka türlü’ bir başkanlık beklemek mümkün değil. Trump’a göre hayattaki rolü ‘emlakçılar kralı’ ve az daha zorlasan belki ‘inşaatçılar peygamberi’ hatta ‘yıkım ve yeniden inşa tanrısı’! Bu iddialarından vazgeçeceğini düşünmek boşa görünüyor. O zaman bu adam ve temsil ettikleri nasıl gemlenecek? Rahatça ‘kutsallara’, insanlara, ülkelere saldırmaya devam mı edecekler?

Bu soruya bir başka soru ile yanıt verelim: İran savaşının başlangıcından bu yana çatışmanın ne kadar süreceği konuşulduğunda neden söz ediliyordu? Kasım ayında ABD’de yapılacak olan ara seçimden değil mi? Savaşı o zamana kadar bir hal yoluna koyup sandığa öyle gitmek isteyeceği söylendi hep Trump’ın. Şimdi İran’la yapılan görüşmelerde de bu yönde işaretler geliyor. Son olarak Hürmüz’ü İran’la birlikte ‘işletip’ birlikte kazanmak gibi bir çarede anlaştığı ancak Körfez ülkeleri tepki gösterince açıklamadığı iddia edildi hatta. Ki İsa tasviri nedeniyle kızdırdığı seçmenine, “Artık Hürmüz’de para basıyoruz” demeyi çok ister gerçekten de…

Ayasofya'da bulunan ve İmparator IV. Leon'u dördüncü evliliği nedeniyle af dilerken gösteren mozaik.

Her ne olursa olsun bu meczuplar imparatoru kıra döke kendisi için doğru bildiği, çıkarına gördüğü yolda yürümeye kararlı görünüyor. Peki kendi ‘tebaası’ olarak gördükleri? Onlar bu olup biteni sessizce izleyecek ve kaderine razı mı gelecek? Bunun böyle olmadığını ve olmaması gerektiğini gösteren olaysa New York Belediye Başkanlığı seçimini Zohran Mamdani gibi hiç de Trump’a uymayan bir isme kazandıran ve aslında ‘gevşek’ bir örgütlenme olarak anılan 100 binden fazla gönüllünün gayretleri oldu. Nasıl örgütlendikleri, nasıl çalıştıkları, bundan sonra ne yapacakları, nasıl bir yol izleyecekleri tartışmaları bir yana Trump’ın aynı zamanda dünyanın en eski ve yaygın şirketi olarak da tanımlanabilecek Vatikan’la ve rakibi gördüğü eski dünyanın diğer güçleriyle kavgasını sadece seyreden olmamak için yapılacak başka ne var? Örgütlenerek karşı çıkamadıktan sonra hakimiyet mücadelesi verilirken ve aslında küresel bir iktidar değişimi yaşanmakta iken olup biteni Hammurabi’yi, Tiberius’u, Antiokhos’u, Leon’u izleyen kullarına benzer şekilde ‘Trump’ı izleyerek’ geçirmemek için başka ne yapılacak? Bütün bu kötücül güçlerin ilahi zırvalarına karşı gerçek ve ‘dünyevi mucizeler’ yaratılabilmesinin başka yolu yok ki…


© Evrensel