Bombalar altında 8 Mart
Bir günde 168 kız çocuğunun bombayla öldürülmesinin dünyanın eksenini kaydıramadığı bir dönemde, kanın ve kinin akışkanlığına şahitlik ediyoruz. Krala yaslanan kralların düştüğü vaziyete pek de şaşırmayarak bakıyoruz. Üç beş izanı kaybetmiş adamın elinde milyar insan tetikte beklemekte, çatışma pandemisini durduramıyoruz.
Bu savaş manyaklığının önüne geçmeye çalışan solun salim sesinin tesellisiyle yine yeni kahramanlar arayışına kapıldığımızın farkında olmadan kah ağlıyor kah gülüyor yarınlar yokmuş gibi elimizde çekirdek izleyici pozisyonu aldık, felaketin yaklaşmasını izliyoruz.
Alaya almak ve kara mizah dışı bir şey kalmamış elimizde, sosyal medyada kendimizi avutuyoruz. Kafamızı sımsıkı kavrayıp nefessiz bırakana kadar yüzümüzü Ortadoğu’ya çevirmeye çalışsalar da gönlümüzün Akdenizli kaldığını görmenin çocuksu coşkusunu saklayamıyoruz.
20 senedir mübalağalarla kardeşlik diye sunulanın emperyalistlere satılmışlığının ayyuka çıkışına şahitlik ediyoruz.
Güçlülerin sapkınlık bedelinin halklara ödetildiğini biliyor ve seyrediyoruz.
Her şeyin şakasını yapıyor, gülüyoruz lakin geçmiyoruz. Kimin ne zaman vurulacağının belli olmadığı bir dünyada çıldırmışlar tarafından çıldırtılmaya çalışılıyoruz.
Aşikar ki tıkanan dünya artık arafta, ya sistem kanla beslenip beter hale gelip üzerimize iyice çökecek ya da insanlık tarihi bir şans elde edip bu canavarlığa bir son verecek.
Bunca zamanki şahitliğin yadsınamaz çıktısı: Erkekler çıldırdı, dünyayı kadınlara teslim etmenin artık tam çağı.
Şu cümleyi kurarken bile patriyarkanın kahkahalarını duyar gibiyim, lakin insan eti öğütürken çıkardıkları sesi bastıramadığını da söylemeliyim.
Sadece bir düşünün, eşitliği elde edebilmek adına harcanan çabayı kadınlar yönetime, üretime, bilime harcayabilseydi neler değişirdi?
Öldürülmemek için verilen mücadele, hayatta kalma kavgası, ölenlerin kanı yerde kalmasın diye takip edilen davalar, açığa çıkarılmaya çalışılan tacizler ve mobbing, kürsülere yayılan mansplaining, tırmanıp........
