menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bombalar altında 8 Mart

33 0
07.03.2026

Bir günde 168 kız çocuğunun bombayla öldürülmesinin dünyanın eksenini kaydıramadığı bir dönemde, kanın ve kinin akışkanlığına şahitlik ediyoruz. Krala yaslanan kralların düştüğü vaziyete pek de şaşırmayarak bakıyoruz. Üç beş izanı kaybetmiş adamın elinde milyar insan tetikte beklemekte, çatışma pandemisini durduramıyoruz.

Bu savaş manyaklığının önüne geçmeye çalışan solun salim sesinin tesellisiyle yine yeni kahramanlar arayışına kapıldığımızın farkında olmadan kah ağlıyor kah gülüyor yarınlar yokmuş gibi elimizde çekirdek izleyici pozisyonu aldık, felaketin yaklaşmasını izliyoruz.

Alaya almak ve kara mizah dışı bir şey kalmamış elimizde, sosyal medyada kendimizi avutuyoruz. Kafamızı sımsıkı kavrayıp nefessiz bırakana kadar yüzümüzü Ortadoğu’ya çevirmeye çalışsalar da gönlümüzün Akdenizli kaldığını görmenin çocuksu coşkusunu saklayamıyoruz.

20 senedir mübalağalarla kardeşlik diye sunulanın emperyalistlere satılmışlığının ayyuka çıkışına şahitlik ediyoruz.

Güçlülerin sapkınlık bedelinin halklara ödetildiğini biliyor ve seyrediyoruz.

Her şeyin şakasını yapıyor, gülüyoruz lakin geçmiyoruz. Kimin ne zaman vurulacağının belli olmadığı bir dünyada çıldırmışlar tarafından çıldırtılmaya çalışılıyoruz.

Aşikar ki tıkanan dünya artık arafta, ya sistem kanla beslenip beter hale gelip üzerimize iyice çökecek ya da insanlık tarihi bir şans elde edip bu canavarlığa bir son verecek.

Bunca zamanki şahitliğin yadsınamaz çıktısı: Erkekler çıldırdı, dünyayı kadınlara teslim etmenin artık tam çağı.

Şu cümleyi kurarken bile patriyarkanın kahkahalarını duyar gibiyim, lakin insan eti öğütürken çıkardıkları sesi bastıramadığını da söylemeliyim.

Sadece bir düşünün, eşitliği elde edebilmek adına harcanan çabayı kadınlar yönetime, üretime, bilime harcayabilseydi neler değişirdi?

Öldürülmemek için verilen mücadele, hayatta kalma kavgası, ölenlerin kanı yerde kalmasın diye takip edilen davalar, açığa çıkarılmaya çalışılan tacizler ve mobbing, kürsülere yayılan mansplaining, tırmanıp aşmak zorunda kaldığımız imposter fenomeni, kendin gibi kalabilmek için ödenen bedeller, kalıplarda taşırken paramparça olan ruhları iyileştirmeye harcanan zaman ve toplumsal cinsiyet rollerinin getirdiği görünmeyen emek ve mesai, bir erkek kadar olağan akışta bir hayat yaşanabilseydi neleri değiştirebilirdik?

Erkeklerin hatalarının unutulma ve affedilme hızı ile kadınlarda başarı için beklenen mükemmellik arasında bunca uçurum olmasa şu an kaç kadın oturuyor olacaktı örneğin BM koltuklarında?

Yaşatılan bunca haksızlıkla çalılar eteklerine dolansa da dikenler derilerini koparsa da yolunda yürüyebilen kadınlardan kaçı dünyayı böyle manyakça bir savaşa sürükleyecek kadar çıldırırdı?

Dünya, erkeği aklamak için gösterdiği çabanın milyonda birini kadınların çabasını görünür kılmak için samimiyetle harcayabilseydi neler değişirdi?

Ne zaman kadınlar yönetime desek önümüze konan üç beş örnek; Thatcher, Merkel, Çiller Merloni…

İstatistik bilimi ve matematik, mantık bilimi ve sosyoloji nedense can çekişmiyor konu kadın olduğunda. Küçük oğlana izah eder gibi mi anlatmalı? Milyonda bir gelinen pozisyonlar içindeki binde birlik oran ile genele ilişkin izah yapılmaz. Dünyanın tüm savaşlarından kara leke ile çıkan adamları istatistiğe dahil edince bakın bakalım oran ne çıkacak?

Hem kadınların evrene, sonsuz politik doğruculuk, en şefkatli el, en cesur yürek, en dirayetli beden, en kıvrak akıl, en mükemmel insan olma vaadi mi vardı? İnsanız ve eşitiz, eşitliği elde etmek için diğer yarıya kıyasen mükemmellik sınavından geçme gereğini kim nereden çıkardı?

Kadınlar yönetimi ele alıp her şeyi yanlış yapsalardı dahi en fazla erkeklerin dünyayı getirdiği bu hal kadar hata yapabilirlerdi ki bu adamların çılgınlığına rağmen dünya 2026’ya kadar gelebildi.

Kabinesindeki kadın sayısına göre ülkeleri sıralayınca dünya refah sıralamasına paralel bir liste elde ediyor oluşumuz sadece şansın eseri mi peki?

Erkeklerin hataları kariyer yolculuklarında kısa bir mola gibi unutulup giderken bir kadının sözünü geçirebileceği herhangi bir pozisyon için mükemmel bir eş, müşfik bir anne, bakımlı, zeki, iyi eğitimli, çevik, hazır cevap ve yılmazlık özelliklerinden biri milim kaysa kızağa çekilmesi normalleştirildi. Mesela Bahçeli’ye tanınan gaf hakkının yüzde biri değil siyasetçi, sıradan bir memureye bile tanınmadı. Özel hayatında züccaciyeye girmiş fil gibi gezen adamların ne c ile başlayan titrleri ne ünvanlarındaki bir şey başkanlığı ne de ünlü sıfatları zeval görmezken bir kadının en ufak öfkesi hatta bazen yalnızca yalnızlığı, elenmesi için yeter sebep sayıldı.

Yapay zekanın dünyayı nereye götürdüğünü konuştuğumuz bu çağda, evde robotların hizmeti konuşulurken düşünün hâlâ kadın orgazmına dair net bilimsel sonuçlar açıklanamadı. Kadının cinsiyeti hep sorunken cinselliği hiç soru olamadı. Özgürlük kelimesinin artikeli Almanca’da dahi eril, bu kelime hiç unisex olamadı.

Bedenimizi tanımaya, ruhlarımızı onarmaya, kendimizi hayatta tutmaya ve biçilen rollerle kavgaya ayırdığımız zamanı biz bir yaşamı daha iyi kurmaya ayırabilirdik. Elbet hatalar, yanlışlar ve kötülükler de olacaktı. Çünkü insanız, hepsi hepimize ait kavramlar. Bir cennet vadedemeyiz ama bundan iyisini yapabileceğimize kefiliz. Zira etrafımıza örülen onca dikenli tele ve kökümüze habire dökülen kibrit suyuna rağmen nice bahçeler yeşertmişiz.

Bu bir yarışsa, ataerkinin erkeklere verdiği avans ortadan bir kalksa, o zaman final çizgisini göreceğiz.

Dünya bir arafta, insanlık onuru ya hepten çökecek ya da son şansı elde edecek. O şansın içinde mutlaka kadınlar olacak. Çünkü en eskiden beri hiç sekteye uğramadan süregiden çok sağlam bir mücadele bizimki.

Kadınları özgürleştirmek ne elin emperyalistine ne ona kulluk edenlere ne de bir erkeğin iki dudağından çıkacak söze, lütfa kalmadı.

Onu nesillerdir her coğrafyada ayrı ayrı ölümüne direnen kadınlar alacak.

Tarih, savaşları başlatan adamlar kadar, savaş kaçınılmaz olduğunda destanlaşan kadınları da yazar.

Kadınlara sadece ağıtı kader yazmaya çalışanlara karşı Mujeres Libres’ten Nachthexen’e tarihimize selam olsun.

Barışı kurmak için bize ihtiyaç olacak.


© Evrensel