İnsanlık nereye gidiyor
Bugün yeni bir yılın ikinci günü. Klişe bir tanımlama olsa da yine de vurgulamak gerekir ki yıl yeni ama sorunlar eski ve sürekli. Makalenin başlığı insanlık olsa da tüm insanların aynı sınıflara, ideallere sahip olmadığını biliyoruz. Kapitalistle işçinin, sermayenin devleti ile halkın çıkarları, emperyalizmle ezilen ve sömürülen halkların çıkarları birbiriyle bütünüyle zıt yönde. Yine de insanlıktan bahsediyoruz çünkü dünya nüfusu içinde durumlarının devam etmesini ve sarsılmamasını isteyen sömürenler ve yönetenler milyarların yanında bir avuç kalıyorlar. Uluslararası işçi sınıfının ve halkların tepelerindeki bu tabakayı atmaları sadece uyanışlarına ve ayağa kalkmalarına bağlı. O an geldiğinde hiçbir zorbalık, hiçbir silah gücü bu selin önünde duramayacak.
Bugün sosyalist bir ülke yok. Çin ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti gibi sosyalist olduklarını iddia eden ama devlet kapitalizminin çeşitli versiyonlarını temsil eden iki ülke var. Temelinde tekelciliğe ulaşmış kapitalizmin olduğu emperyalist sistem, egemenliğini uzun süredir kurmuş durumda. Emperyalist hiyerarşi en büyük ve güçlülerden daha küçüklere doğru uzanıyor. Bu sistem içinde siyasi olarak bağımsız gözüken, ama ekonomik olarak emperyalist devletlere bağımlı ülkelerin halkları sömürü ve soygunun ağır yükü altında eziliyorlar. Emperyalist devletlerin mali egemenliği o kadar güçlü ki, bırakalım yenilerini eski alacaklarının faizleri bile bağımlı ülkeleri soyup, sömürmeyi garanti altına alıyor. Sistem içinde kalarak bu zincirleri parçalayıp kırmak olanaksız.
Bütün bunlara rağmen emperyalist sistem ağır bir bunalımın içinde. Bölgesel ve yerel savaşlar ve çatışmalar yaygınlaşırken, büyük emperyalist devletler arasındaki çelişkiler de keskinleşiyor ve sertleşiyor. Bir önceki ABD yönetiminin Çin’e teklifi ‘Tamam güçlendiniz, biz de eski durumda........
