Darbe içinde darbe
15-16 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Bugün, bütün olup biteni özetleyebilecek tek cümle, her halde ‘darbe içinde darbe’ olacaktır. AKP iktidara geldiğinde “Fetullahçılarla” ittifaka gitmiş, gerek kadro, gerekse tabanı seferber etme ihtiyacını buradan karşılamıştı. Erdoğan’ın ifadesi ile “Ne istedilerse verilmişti.” Devlet içinde etkin olabilecek farklı klikler temizlenmiş, sıra iktidarın merkezinde kim olacak kavgasına gelip dayanmıştı. Karşılıklı birbirini tartmalar, bilek güreşlerinin ardından sıra açıktan bir darbe girişimine varan sürece ulaşmıştı. Bu darbe girişiminde genelkurmayından MİT’ine kadar pek çok karanlık nokta vardı ve bunların üzeri devlete tam egemen olan AKP iktidarı tarafından ustalıkla örtülmüştü. Sonuçta bu darbe girişiminin “Allah’ın bir lütfu” olduğu bizzat Erdoğan tarafından ifade edilmişti.
Dönemin ana muhalefet partisi CHP’nin de “Yenikapı ruhua” katılmasıyla bugün Saray rejimine varan gelişmelerin kapısı ardına kadar aralanmış, muhalif kesimler ağır bir tasfiyeye uğramıştı. İktidar bu darbe girişimini kendi darbesini gerçekleştirmek için sonuna kadar kullanmış, “Allah’ın lütfundan” sonuna kadar yararlanmış, olağanüstü hal rejimi olağanlaştırılmıştı. Ana muhalefetin AKP’ye ilk teslimiyeti “Saray rejimi” nin kurulmasına varmış, son yerel seçimlerden sonra heveslendiği ve kısa süren “yumuşama, normalleşme” atağı da bu rejimin kalıcılaşma ve sağlamlaşma adımlarına yolu döşemişti. Ardından gelişenleri burada tekrar hatırlatmaya gerek yok. Artık partisi de elinden alınmış olan ana muhalefet varlık yokluk mücadelesi veriyor ve bu mücadelenin ülkenin ilerici, demokratik, sosyalist güçlerin de katılımı ile........
