menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Endüstrileşmeden spekülatif despotik kapitalizme, sanayileşmeden MÜTAMAŞERİK yamaklık okullarına

14 19
30.01.2026

Eğitimde imam hatipleşme ve dincileşme (din ve değerler eğitimi) zaten hep önemli bir sorun olarak gündemdeki yerini koruyor. MESEM/çıraklık/ahilik, mesleki teknik eğitim, dahası yükseköğretim düzeyinde MESEM’leşme (dual eğitim, işletmede eğitim) konusu diğer yönü. Bu zorlamalar, imam hatipleşme ve MESEM’leşme, mesleki teknik eğitimin hali, nesilleri yetiştirmenin işletmelere aktarılması konusu ne anlama geliyor? Toplumsal güç ilişkilerinde, sınıf zümre bakımından, hegemonya ve rejim tipi bakımından, aydınlanma ve demokrasi bakımından, ekonomi ve siyaset bakımından, insan ve toplum bakımından ne anlama geliyor? Neydi neye dönüşüyor?

Osmanlı dönemi 1881 tarihli Bursa Zirai Şahane Okulundan mezun, aynı zamanda Ziraat Teknisyeni biriyim. Ankara’da Meteoroloji Lisesinin de sınavlarına girmiştim. Kırklareli Endüstri Meslek Lisesine de kaydım vardı. Endüstri meslek liseleri 1970’lerden, 1985’lere kadar, nitelikli birer okul olmanın yanı sıra daha hızlı bir şekilde, hem de çoğu devlet veya KİT-kamu iktisadi teşekküllerinde bir meslek ediniminin ve ücrete/maaşa ulaşmanın en garantili yolu idi. Ziraat teknisyenlerinin çoğunun Tarım Bakanlığı tarafından ataması yapılırdı. Bu maliye, sağlık, meteoroloji ve daha pek çok okul için geçerliydi. Öğretmen liselerinden mezun olanlar zaten öğretmen olarak, askeri liselerdekiler Harbiye ve sonrasında subay olarak devam ederdi. Astsubay okullarındakiler astsubay, polis okullarındakiler polis olarak atanırdı. Ta Medreseler ve Enderun’dan bu yana herhangi bir okul içinde yer almak “devlet memurluğunu/ilmiye-seyfiye-kalemiye (ehl-i şer’iye, ehl-i örf, ehl-i kalem)” zümresinden olmayı garanti ederdi, çok büyük bir saygınlık taşırdı.

Çok genel bir çerçeve çizilirse 1990’lara kadar tüm mektepler, mesleki teknik eğitim dahil, okumuş yazmış olmak “ilmiyeden/devlet memuru/asker/öğretmen/yönetici zümreden” olma anlamına geliyordu.

İsmet Akça’nın hazırladığı “Cumhuriyet’in 100 Yılı Serisi” içinde Fatma Gök’ün editörlüğünü yaptığı “Cumhuriyet’in 100 Yılı Eğitim, Devlet, İnsan” (2023) kitabında Fuat Ercan-Gizem Şimşek’in “Mesleki ve teknik eğitimin 100 yılı aşan keskin dönemeçleri” (s.461-534) başlıklı bölümü son yüzyıllık cumhuriyet dönemi mesleki teknik eğitim anlayışına dair önemli savlar ileri sürmektedir. Ana savları: Ulus devlet destekli endüstriye dayalı sistemde mesleki ve teknik eğitimin ‘özgül’ ve ‘stratejik’ öneme sahip olduğu, eğitim sisteminin vatandaş yetiştirmenin ötesinde maddi yeniden üretim sürecinin bir gereği olarak nitelikli emek gücü yetiştirme işlevini de üstlendiğidir.

Ercan&Şimşek sistemin maddi yeni üretimde nitelikli emek üretiminin önemine vurgu yapıyor ancak böyle bir talep pek olmadığından, ancak yukarıdan oluşturulmaya çalışıldığından, o da günümüze kadar çok karşılık bulmadı. Baştan beri yukarıdan uluslaşma ve devlet bağına vurguyu artırmak gerekiyor. 1750’lerden tophanenin modernleştirilmesi sürecinden 1945’lere, belki 1980’lere kadar teknik modernleşme başta olmak üzere yukarıdan aydınlanma ve uluslaşma arayışının en temel ayağı harbiye, maarif rüştiyesi, muallimler, sanayi nefise, baytar okulu, zirai şahane, her tür okullaşma idi, tekke, zaviye, ahilik ile medreseler de giderek........

© Evrensel