Mahir Çayan tartışmasına dair
‘71 Devrimci Hareketi’nin, dönem TİP’inin parlamentarist-reformist çizgisiyle ve ardından da Mihri Belli’nin “Asker-sivil aydın zümre” önderliği ve Hikmet Kıvılcımlı’nın orducu yaklaşımından devrimci bir kopuşu da ifade ettiği biliniyor. THKO ve THKP-C ve sonrasında TKP/ML-TİKKO’nun “silahlı mücadele-gerilla savaşı”na yönelmeleri ve kurucu -savaşçı ilk önderlerinin katledilmesiyle başlayan yeni süreçte bu örgütlerin –denebilirse ikincil kademe mensuplarının– “eskinin devamı mı, yeni yol ve araçlar mı” tartışmasını da içeren yeniden toparlanma ve politik-ideolojik görüşler oluşturma dönemi (’74-80 yılları arası dönem), Türkiye’nin tümü de kendilerini Marksist-Leninist olarak gören ve ilan eden devrimci parti ve örgütlerinin yoğun siyasal pratik ve ideolojik tartışmalarıyla geçti. THKO’nun 1974’te başlattığı ve diğer örgütlerin de bir süre sonra benzer ya da farklı içerikleriyle yöneldikleri “özeleştiri süreci”nde daha belirgin olmak üzere, var olan örgütlerin bünyesinden “yeni örgütlerin doğuşu”na da bolca tanık olundu. Bu zamansal olarak kısa sayılabilecek dönemde yaşananların kapsamının hayli uzun bir anlatımını birçok gruptan çok sayıda yazar yaptı ve yapmaya devam ediyor. İrdelenmesi ancak yeni kitaplar boyutunda yapılabilir. Bu makalenin konusu bu değil.
Bu süreçte içinden en çok yeni örgüt çıkan yapı THKP-C oldu. Daha sağlığında Mahir Çayan’ın görüşleri ve dolayısıyla da pratiğiyle çatışmaya giren Yusuf Küpeli ve M. Ramazan Aktolga’nın, Abdülhamitçi/devletçi ve mücadeleye ihanetçi tutumu dışta tutulduğunda, Mahir’in “mirasçısı olma” iddiası, onun görüşlerini aynen savunduğunu söyleyenlerin de revize edilmesi gerektiğini savunanların ortak paydasıydı. Bunun farklı biçim ve içerikte halen devam ettiği ya da iddiaların bu yönde olduğu da söylenebilir.
Ancak 55 yıl sonra şimdi yeniden “Mahir’e Dönüş” ya da “Mahir’in Görüşlerinin Eleştirisi” vb. gibi söylem ana başlıkları altında, ‘71 devrimci hareketinin devrimci önderlerinden biri olan Mahir’in yazılarını ve eylemini (siyasal pratik) siyasal-ideolojik tartışmaların odağına çekmeye çalışanların ‘ortaya çıkması’ ve çok sayıda “sol youtuber”in de katılımı ve dijital platformların kullanılmasıyla, tartışmayı Mahir’in ve görüşlerinin istismarına vardıranların bolluğu, normal karşılanacak bir durum olmasa gerek. Şimdi, örnekleri çok sayıdaki yazarın yaklaşımında görülen ve fakat bu tartışma dolayısıyla bir kez daha dikkat çeken devrimci etik sorunu da konu dahiline girmiş durumdadır.
Mahir Çayan ve görüşleri üzerine tartışmayı ‘güncelleyen’ nedenlerden biri de “Mahir Çayan Kitabı - Toplu Yazılar ve Üzerine Yazılar” adıyla bir kitabın Dipnot Yayınları tarafından yayımlanması oldu. Oysa Çayan’ın görüşlerini içeren yazılar önceki yıllarda en azından üç kez “Toplu Yazılar” veya “Bütün Yazılar” adıyla yayımlanmıştı. Son kitabın farkı, bunlara, çoğunluğu Mahir’in ve görüşlerinin istismarı anlamına gelecek yazıların eklenmiş olmasıdır.
Bu tartışma vesilesiyle gündeme gelen soru, uluslararası ve ülke koşullarının çok önemli ve geniş boyutlu değişkenlikler gösterdiği 2020’lerde, 1970’li yılların başında kaleme alınmış ve üzerine çok şey söylenmiş yazıları güncelleyerek tartışma odağına çekenlerin, karşı karşıya oldukları sorunların çözümünde ne tür yarar beklentisinde olduklarıdır.
Mahir Çayan’ın kaleme aldığı ve Kesintisizler olarak da bilinen makalelerinin içeriği “Emperyalizmin Üçüncü Bunalım Dönemi”, “Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi” ve “Suni Denge” ana başlıkları altında ayrıntılandırılmıştır ve bunların eleştirisinin 1970’li yılların özellikle ikinci döneminde yapılmış olması bir yana, günümüz koşullarında yeniden tartışılır olmasını gerekli kılan herhangi neden bulunmamaktadır.
Daha 12 Mart ve 12 Eylül cuntalarının postal sesleri ülkede yankılanmaktayken nedamet getirip ‚’71 devrimci hareketinin onur abidesi önderlerine saldırıyı maharet sayan ve bu saldırıyı şimdi bu tartışmaları fırsat sayıp yenileyerek sürdürmeye girişen düpedüz istismarcıların yerinin çürümüşlüğün dip kuyusu olduğu, malumun ilanı olacaktır. Mahir’in görüşlerinin “çözümlenmesi/açımlanması” adına onun görüşlerini günümüze uyarlamaya çalışanlar ve hatta “Mahir’e dönülmesi”ni önerenler ise, koşulların farkını görünmez kılamayacaklarına göre ancak çarpıtmalardan medet umabilirler.
Bu tartışma, Mahir Çayan’ın ortaya koyduğu görüşlerin yeniden irdelenmesini ihtiyaç haline getiren uluslararası ve ülkedeki iktisadi-sosyal ve siyasal gelişmeler dolayısıyla yapılıyor değildir. Ne üçüncü bunalım dönemindeyiz ne atak gerilla vuruşlarıyla bozulacak suni dengeden bahsedilebilir ne de ordu ve cepheyi biçimlendirecek politikleşmiş askeri savaş stratejisini geçerli kılacak koşullar ve dayanaklar söz konusudur. Proletaryanın ideolojik önderliği mi pratik siyasal önderliği mi ikilemlerinin; partinin kuruluşu ve “ordu-cephe” teşkiline dair tartışmaların aşıldığı, kendilerini işçi sınıfı partisi olarak gören-gösteren birden fazla partinin bulunduğu, neredeyse hepsinin işçi sınıfının öncülüğünü dert ettiklerini ileri sürdüğü ve kır-şehir gerillacılığından hangisinin öncelikli olduğu ya da olabileceği anlayışının yerini emekçi kitlelerin örgütlenmesi öncelikli politikasının aldığı koşullarda, “Mahir’e dönülmesi”ni önerenler de, görüşlerinin eleştirisini sözüm ona yenileyip yineleyenler de, bir açmazın girdabında olduklarını göstermiş oluyorlar. Artık hiçbir sosyalist ülke olmadığına göre, “sosyalist mi-modern revizyonist mi” tartışması da bugünkü duruma bir yanıt oluşturmuyor.
Bugün, Mahir’in ya da Türkiye devrimci hareketinin mücadele tarihinde ilkler olarak yer alan diğer devrimci kurucuların istismarına meydan vermeyecek devrimci tutuma ihtiyaç vardır. Aralarındaki kimi görüş ayrılıklarına rağmen oligarşik diktatörlüğe ve emperyalizme karşı mücadelede siper yoldaşlığından kaçınmayıp büyük fedakârlıklar, cesaret ve kararlılık timsali olmuş ve Türkiye devrim mücadelesinin tarihine adları yazılan Mahir ve diğer öncü devrimcilerin görüşlerinin eleştirisi ya da savunusu adına onları en küçük şekilde olsun lekeleyecek her tutum mahkûm edilmeyi hak ediyor. Bugün, karşı karşıya bulunulan örgütsel politik ve ideolojik sorunların aşılması için gerekli olan günümüz dünyası ve ülke koşullarının materyalist Marksist bakış açısıyla analizini yapabilmek ve proletaryanın ve diğer emekçilerin birleşik devrimci mücadelesini örecek bir inisiyatifle hareket etmektir. Devrimci etik açısından da devrimci sorumluluk açısından da gerekli olan budur.
