Doruk Madencileri ve işçi sınıfı mücadelesi
Doruk Madencilik İşletmesi işçilerinin haftalarca süren direnişinden sonra, üç bakanın araya girmesi ve güya işçilerin ‘Hak edilmiş alacaklarının ödenmesi konusunda patronla anlaşmaya varmaları’ ve fakat buna rağmen ödemelerin yapılmaması üzerine direnişin devamı durumunda yaşananları, televizyon ekranlarına gözlerini kapamayan herkes görmüş olmalı! Polis ablukası, kalkanlı-coplu-tekmeli saldırılar, yüz işçinin gözaltına alınması ve nihayetinde işçilerin üyesi oldukları sendikanın genel başkanıyla şube başkanının gözaltına alınarak tutuklanmaları; bütün bunların devlet yönetiminden ve Saray rejimi bürokrasisinin iradesinden ve politikalarından bağımsız olarak yaşandığını düşünmek için Türkiye’nin günümüz gerçekliklerinden bihaber olmak gerekir.
Maden işçilerine ve sendikalarının yöneticilerine yönelik bu saldırılar karşısında sendika konfederasyonlarının, bağlı sendika merkezleriyle şube yönetimlerinin genel sessizliği bir yana, ileri işçi kesimlerinden de sözü edilebilir bir tepki gösterilmedi ya da gösterilemedi. Sendika konfederasyonları ve bağlı sendika merkezleri açısından sermaye ve devlet iktidarı politikalarıyla uyumlu tutum genellik gösterdiğinden onların sessizliği şaşırtıcı olmamıştır. DİSK yönetiminin ‘sSuya-sabuna dokunmayan’ baştan savma açıklamasına tepki gösterilmesi ve bağlı sendika şubeleri yöneticilerinin Aksu ve Çakır’ın tutuklanmasını protesto ederek derhal serbest bırakılmasını istemeleri ise “DİSK’te yarılma” olarak yorumlandı. Bu yönlü tartışmalardan daha önemlisi ise, ekonomik-sosyal ve politik saldırıların artarak sürmesine, azınlık yağmacı-rantiyer-kâr vurguncusu dışındaki on milyonların hemen tümü yakınmacı tutumu sürdürmesine karşın, böylesi saldırılar karşısında beklenen ‘kolektif tepki’lerin ortaya çıkmamasına, ilerici-demokrat aydınlarla devrimci örgütlerin saflarından getirilen yorumların giderek genellik kazanan muhtevasıdır. “Boş tencerenin patlama üreteceği” formülasyonuyla uyuyup kalkan ve sınıf mücadelesini tekdüze bir hatta sömürülenler yararına durmaksızın ilerleyen bir harekete indirgeyenler bir yana, ülkede artan şekilde yayılan bir umutsuzluk ve durum kanıksanması halinin etkin olmaya başladığından söz edenler giderek artmış bulunuyor. Durumu “apolitikleşme”-politikadan uzaklaşma /politika dışı kalma hali olarak niteleyenler de var.
Bu yorumlamaların her birinin belirli dayanakları bulunuyor. Ancak hemen tümünde tek yanlılık ağır basıyor. Oysa mücadele alanında çok yönlü-çok yanlı etken ve ilişkilerin........
