Ne kadarına cesaretimiz var?
Şımartılmış ergenler okul basıyor, katliam yapıyor.
O kadarına cesareti olmayan çömezler, çeteleşip, akran zorbalığına soyunuyor.
Biraz daha palazlanan itler, eline silah alıp, şehirlerde racon kesebiliyor.
Her gün, İçişleri Bakanlığı’nın yeni bir suç örgütü operasyonuna uyanıyoruz.
Valinin şımarık oğlu, babasının temsil ettiği ‘devlet kudretini’ kendisinden bilip, genç bir kızın ‘kafasına sıkabiliyor’.
Sanal kumar çeteleri; kısa mesajlarla, e-postalarla, yetmediğinde 0850’li numaralarla kanımıza girmek için çırpınıyor.
LGBT sapkınları, aile ve insanın köküne kibrit suyu dökmek için, İblis’in sağladığı tüm imkânları sonuna kadar kullanıyor.
Polis, jandarma, hâkim veya savcıymış gibi telefonla arayan it-kopuk takımı, sadece yaşlı ve eğitimsiz insanları değil, profesörleri bile kekliyor, dolandırıyor. Elindeki parayı, altını, elması poşete koydurup, çöp bidonlarına bıraktırabiliyor.
Silahı kapan çakal, gördüğü ilk kuyumcuyu soymaya yeltenebiliyor.
Hırsızlığın, yankesiciliğin, gaspın neredeyse cezası yok. Kendisini ‘güçlü’ vehmeden çakallar, ceza almayacaklarını da bildiğinden, çalıp çırpmada sınır tanımıyor.
Şimdi tüm bu olup bitenleri konuşmayacak mıyız?
Ya da konuşurken, ‘ortada kuyu var, yandan geç’ mi yapacağız?
Yahu, bırakalım şimdi toplumsal nezaketi, yanlış anlaşılma korkusunu, bilimsel takılma kolaycılığını…
Ortada çıplak bazı gerçekler var. Neler mi?
Her şeyden önce, bu ülkede ‘suç işleme özgürlüğü’ var. Maalesef öyle…
İkincisi, cezasızlık var. Şimdi oturup, bilmem kaçıncı yargı paketinde, filanca suçlara verilen cezalar yarı oranında artırılacak filen gibi ‘pansuman’ tedbirlerle avunmayalım.
Kabul edelim; bu ülkede suç işleme özgürlüğü karşısında, masum özgürlükleri kullanma........
