Ruhun emekliliği olmaz
Geçen hafta uzun zamandır izini kaybettiğim eski bir dostumla şehrin sakin bir köşesinde karşılaştım. Ayaküstü edilen o klasik "Neler yapıyorsun, hayat nasıl gidiyor?" sohbetinin ardından laf döndü dolaştı, evinin garajında kendine kurduğu küçük dünyaya geldi. Bildim bileli takım elbisesiyle masa başında evrak toplayan, hayatı rakamlar ve raporlar arasında geçmiş o ciddi adam, gitmiş kendine marangoz testereleri, zımpara makineleri ve ıhlamur ağacı blokları almış. Daveti üzerine atölyesine adım attığımda burnuma çalınan o çıra ve talaş kokusunun içinde, dostumun gözlerindeki ışığı gördüm. Bana gururla kendi yaptığı, köşeleri hafifçe yamuk ama zımparası özenle vurulmuş el emeği bir sehpayı gösterirken karşımda elli yaşında, hayatın yükünü omuzlamış bir adam değil; ilk resmini........
