menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!

14 0
01.04.2026

Hiçbir çocuk annesinin karnından elinde bıçakla ya da uyuşturucuyla doğmaz. Eğer bir çocuk karakola düşmüşse, orada sorgulanması gereken ilk kişi o çocuk değil; onu o karakola kadar iten ailedir, toplumdur ve sistemdir.

Hukukta ve sosyolojide, yüzleşmekten korktuğumuz bir kavram var: Suça sürüklenen çocuk (SSÇ). Dikkat edin, "suçlu çocuk" demiyoruz. Çünkü çocuk suç işlemez; çocuk yoksulluğun, sevgisizliğin, denetimsizliğin ve çürümüşlüğün bir sonucu olarak suça sürüklenir, itilir. O, aslında fail değil, bozuk bir düzenin en büyük mağdurudur.

Peki, biz bu çocukları ne kadar koruyabiliyoruz? Gelin, lafı hiç eğip bükmeden devletin resmi rakamlarına, TÜİK verilerine bakalım. Bu rakamlar ülkemizin çocukları için adeta bir imdat çığlığıdır.

Sadece 2024 yılı içinde güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı tam 612 bin 651. Dile kolay, yarım milyondan fazla çocuktan bahsediyoruz. Bu çocukların 202 bin 785'i ise doğrudan "suça sürüklendiği" iddiasıyla karakollara, savcılıklara taşınmış.

Suça sürüklenen bu 200 bini aşkın çocuğun dosyalarına baktığımızda tablonun vahameti, o soğuk yüzdelik dilimlerde tokat gibi çarpıyor yüzümüze: İşlem gören çocukların @,4'üne yaralama, ,6'sına hırsızlık, %8,2'sine ise uyuşturucu kullanmak veya satmak suçları isnat ediliyor. Her yıl 200 binden fazla çocuğumuz okullarda, atölyelerde ya da spor salonlarında olması gerekirken adliye koridorlarında kayboluyor. Uyuşturucu batağının çocuk yaşlara inmesi, şiddetin ve hırsızlığın böylesine tırmanması sadece birer istatistik değildir; bu, geleceğimizin göz göre göre ellerimizden kayıp gitmesidir.

Neden suça sürükleniyorlar?

Bu çocuklar durduk yere ellerine silah almıyor ya da hırsızlık yapmıyor. Onları bu karanlığa çeken çok güçlü, sosyolojik........

© Eskişehir Anadolu