Çocuk işçi mi, çırak mı?
Okullar kapandı. Karneler alındı, çantalar bir köşeye bırakıldı. Şimdi milyonlarca aile aynı sorunun cevabını arıyor: Çocuklar bu uzun yaz tatilini nasıl değerlendirecek?
Eskiden bu sorunun cevabı bugünkü kadar karmaşık değildi. Mahalle vardı, sokak vardı, arkadaşlık vardı. Bir de ustaların dükkânları vardı. Kimi marangozun yanında talaş kokusuyla büyürdü, kimi terzinin yanında sabrı öğrenirdi, kimi tamircide el becerisini geliştirirdi.
Bugün ise çocukların önemli bir kısmı yaz tatilini ekran karşısında geçiriyor. Saatlerce telefon, tablet ve bilgisayar arasında sıkışan bir yaz, çoğu zaman ne dinlenmeye ne de gelişmeye hizmet ediyor.
Tam da bu noktada bir kavram karmaşasıyla karşılaşıyoruz.
Çocuk işçi ile çırak aynı şey değildir.
Bu ayrımı doğru yapamadığımız sürece ne çocuklarımızı koruyabiliriz ne de onları hayata hazırlayabiliriz.
Çocuk işçiliği; çocuğun eğitimini aksatan, fiziksel ya da ruhsal gelişimine zarar veren, ağır koşullarda, uzun saatler boyunca ve çoğu zaman ekonomik zorunluluk nedeniyle çalıştırılmasıdır. Bunun hiçbir bahanesi olamaz. Bir çocuğun maden ocağında, ağır sanayide, tehlikeli atölyelerde ya da insan onuruna aykırı şartlarda çalıştırılması yalnızca hukuka değil, vicdana da aykırıdır.
Fakat çıraklık bambaşka bir kavramdır.
Çıraklık; eğitimin bir parçası olarak meslek öğrenmeyi, sorumluluk almayı, üretmeyi ve ustadan hayat tecrübesi edinmeyi ifade eder.
Bizim medeniyetimizde yüzyıllar boyunca bunun adı Ahilik olmuştur. Ahilik teşkilatında amaç sadece iyi bir demirci, marangoz ya da bakırcı yetiştirmek değildi; aynı zamanda dürüst, güvenilir, çalışkan ve ahlaklı insan yetiştirmekti. Usta, yalnızca mesleğini değil karakterini de aktarırdı.
“Bugün öyle ustalar kalmadı” diye düşünebilirsiniz. Kısmen haklısınız. Ancak önemli bir ayrım var. Usta, bir yerlerden bir şekilde bulduğu........
