İSMÁİLĺYYE ŞİÁSI
Ehl-i Beyt İmamı Ca’fer-i Sâdık Hz.lerinden sonra imâmetin, küçük oğlu Musâ Kâzım’a değil de, büyük oğlu İsmail’in ve onun soyundan gelenlerin hakkı olduğundan hareketle 2/8. Asrın ikinci yarısından itibaren İmâmiyye’den ayrılanların “Ta’lîmiyye, Bâtıniye, Melahide ve Şeb’iyye” türü isimlerle oluşturulan Şii mezhebin adıdır İsmâiliyye.
Ayrıca değişik isimler altında oluşturulan bu söz konusu İsmâiliyye Şiâ fırkasının bir de kendi içinde gruplara ayrıldığı da bilinen bir gerçekliktir. Örnek mi? İşte kendi içinde bir kısım İsmâiliyye grubu mensuplarının, güya İsmail’in babasından önce vefat etmiş olmasının imametine herhangi bir mani teşkil etmediğini, zaten İsmail’in gerçekte vefat etmediği, vakti geldiğinde yeniden imam olarak geri döneceğinin (rec’at) iddiasıyla ortaya grup olarak çıkmaları bunun bariz ilk örneğini teşkil eder. Bir diğer çoğunluk teşkil eden İsmâiliyye mensubları ise tam aksine İsmail’in vefat ettiğini, dolayısıyla vefat eden bir kimsenin imam olamayacağını, bu sebeple imamet hakkının Ca’fer-i Sâdık’tan sonra torunu Muhammed b. İsmail b. Cafer’e ait olduğunu ileri süren bir başka grup olarak ortaya çıkıvermişlerdir. Ve ortaya çıkan bu grubun İsmail b. Cafer’e olan derin samimi bağlılıklarından dolayı da “Hâlis İsmailîler” olarak adından söz ettirmişlerdir. Derken zaman içerisinde Musta’liyye ve Nizariyye isimler altında kollara ayrılmak suretiyle de varlıklarını günümüze kadar sürdürebilmişlerdir.
Hem nasıl varlıklarını sürdürmesinler ki, bir kere var olma ve yok olma mücadeleleri tarihi süreç içerisinde çok eskilere dayanmakta. Nitekim tarihi süreç içerisinde Emevilerin çok kötü yönetim sergileyip Hâşimiler üzerinde sürekli baskı kurmaya kalkışmaları ister istemez halk nezdinde Hz. Ali (k.v)’in evlatlarına olan ilgi ve muhabbetini daha da kat be kat artırıp bu yönde isyancı oluşumların temelleri atılmış olunur. Hakeza Abbasoğullarının Emeviler’den sonra iktidara gelmesiyle de yine aynı baskı ve zülüm politikalar devam etmiştir hep. İster istemez bu durumda zulme rıza göstermeyen her vicdan sahibi insanın isyancı duyguları kabarıp Şii oluşumlarla beraber tepkilerini göstereceklerdir. Aynı zamanda bu demektir ki İsmâiliyye akımının isyancı bir hareket olarak ortaya çıkışında sosyal yapıda çürümüşlük, git gide kanayan sosyal yaranın derinleşmesi, ekonomik bunalım ve halkın işbaşına gelen yönetimler tarafından dışlanmasının da çok büyük etki payı vardır. Hatta Müslümanların fethettikleri yerlerde konuşlanmış Zerdüşt, Maniheist, Hermesçi, Deysanî, Yahudi ve Hıristiyan topluluklarla bir arada yaşanmışlığın sosyal kültürel dokuda oluşturduğu yozlaşmışlığın yanı sıra Emeviler ve Abbasilerin asabiyet damarıyla ümmetin idaresini işin ehli olanına değil de kendi soyundan akrabalarına özel imtiyazlar tanımalarının etki payı da çok büyüktür. Böylece ekonomik bunalım içerisinde kıvranan geniş halk kitleleri bir anda kendilerini hükümetleri devirmeye yönelik faaliyetler içerisinde bulmuşlardır. Öyle ki kahır ekseriyetinin çiftçiler ve tarlalarda ücretli çalışan ırgatlardan oluşan geniş halk kitlesinin Ali İbn Muhammed önderliğinde hem Abbasilere karşı girişilen Zenc isyanında hem de hükümete karşı isyana kalkışan Karmatîler’e destek çıkmalarıyla katılım göstermişlerdir.
Her neyse asıl konumuza döndüğümüzde malumunuz Ca’fer-i Sâdık Hz.lerinin İsmail, Abdullah, Musa ve Muhammed adlı üçlü oğlu vardı ki, evlatları arasında hilafetin kendinden sonra en büyük oğlu İsmail’e intikal etmesi gerekiyordu. Ancak kaderi ilahi denen alın yazısı bu ya, İsmail’in babasından önce vefat etmesi imamiyet tartışmalarını da beraberinde getirecektir. Nitekim bu söz konusu çıkan tartışmalardan ortaya çıkan rivayetlerden birkaçına madde madde baktığımızda aşağıdaki satırlarda şu ileri sürülen iddiaları görürüz:
-Ca’fer-i Sâdık Hz.lerinin oğlunun ölümü hakkında muhtemel ileri sürülebilecek iddialar ve naaşı üzerinde çıkabilecek istismara açık dedikodu kazanının kaynatılmasını önlemeye yönelik iddialar arasında ilk iş olarak cenazesini Medine’ye getirilip öldüğünü belgelemek adına........
