DÜNYA YENİ DÜZENİNİ ARIYOR !
Yaklaşık dört yüz yıl önce Avrupa’da başlayan Aydınlanma ve onu izleyen bilimsel ve endüstriyel sıçrama, yalnızca teknik bir ilerleme değil; aynı zamanda Avrupa'nın dünyanın kaynaklarından rekabetsiz bir ortamda yararlandığı yeni bir hegemonik iktidar mimarisi inşa etti. Bu mimari; "üretim gücü, finansal merkezilik, askeri üstünlük ve evrensel değerler” söylemiyle birleşerek dünya düzenini şekillendirdi.
II. Dünya Savaşı sonrası bu düzenin liderliği, Avrupa’dan Atlantik’in ötesine geçti ve Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir Batı sistemi kurumsallaştı. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve NATO gibi kurumlar; serbest ticaret, rezerv para olarak dolar ve güvenlik şemsiyesiyle bu düzeni tahkim etti. Bu düzen Batı Medeniyeti parantezi içinde sayılan ülkeleri refah devletine dönüştürdü. Dünya nüfusunun 'ı ise; bu saadet zincirinin dışında, yani "çevrede" tutuldu.
Ancak bugün kafalardaki soru şudur:Bu sistemden geri mi dönülüyor, yoksa sadece biçim mi değiştiriyor?
1. Bilim ve Teknoloji Tekeli Çözüldü mü?
20. yüzyılda sanayi, 20. yüzyılın ikinci yarısında da bilim ve ileri teknoloji Batı’nın tekelindeydi. Fakat 21. yüzyılda üretim ve teknoloji coğrafyası dramatik biçimde değişti.
Çin yalnızca “dünyanın fabrikası” olmakla kalmadı; yapay zekâdan 5G’ye, batarya teknolojilerinden uzay programlarına kadar stratejik alanlarda ciddi atılım yaptı. Çin üniversiteleri dünyanın ilk yüz sıralamasında yukarılara tırmandı. Hindistan yazılım ve dijital hizmetlerde küresel bir oyuncuya dönüştü. Güneydoğu Asya üretim zincirinin vazgeçilmez parçası haline geldi.
Artık mesele Batı’nın........
