Bayram yazıları...
Türkiye’de olup bitenlerden hareketle siyaset üzerine biraz ciddi konuşmaya başladığınız anda, şimdilerde olduğu gibi bir yerlerden mutlaka aynı cümle kulağınıza fısıldanır: “Devlet aklını hesaba katmıyorsunuz.”
İlginç olan şudur:Bu cümleyi kuranların önemli bölümü, çoğu zaman neyi kastettiğini açık biçimde tarif etmez, edemez. Ortada somut veri yoktur. Şeffaf bilgi yoktur. Test edilebilir analiz yoktur. Fakat buna rağmen, görünmez ve sorgulanamaz bir üst akıldan söz edilir. Adeta devletin içinde; her şeyi gören,her ihtimali hesaplayan, toplumdan daha ileriyi düşünen, kusursuz stratejik bir bilinç varmış gibi davranılır.
Oysa sosyal bilimlerin temel ilkesi şudur: Bir iddia;ölçülebilir, gözlemlenebilir, maddi olgularla desteklenebilir olduğu ölçüde anlamlı ve izah edicidir.Bu nedenle “devlet aklı” kavramını mistik bir alan olmaktan çıkarıp, rasyonel bir zemine oturtmak gerekir.
Belki de “devlet aklı” dediğimiz şey, özel sohbetlerimizde bulunan dostlara da ifade ettiğimiz gibi;doğaüstü bir stratejik bilinç değil, devletin ve siyasetin kritik kurumlarında uzun yıllar bulunmuş kadroların ortak zihinsel evrenidir. Yani: Benzer eğitim süreçlerinden geçen, benzer güvenlik paradigmasıyla yetişen, benzer tehdit algıları oluşturan, benzer statü kaygıları bulunan, aynı bürokratik kültürü paylaşan insanların oluşturduğu zihinsel refleksler........
