menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?

23 0
13.07.2026

Yaklaşık çeyrek asırdır tek başına ülkeyi yöneten bir siyasi iktidar var.

Yirmi beş yıla yaklaşan bir yönetim süresi, artık "enkaz devraldık", "vesayet vardı", "koalisyonların mirasıydı", "bürokrasi engel oldu" gibi gerekçelerin siyasal anlamda giderek daha az karşılık bulduğu bir zaman dilimidir. Çünkü bu kadar uzun süre iktidarda kalan bir yönetimin başarıları kadar başarısızlıkları da artık doğrudan kendi hanesine yazılır.

Ne var ki Türkiye'de ilginç bir siyasal iklim oluştu. İktidar cephesi, neredeyse her icraatını başarılı; her politikayı doğru; her sonucu ise dış güçler, küresel krizler veya muhalefetin engellemeleriyle açıklanabilecek istisnai olaylar olarak sunuyor.

Oysa aynı dönemde yaşanan hayat, sokaktaki vatandaşın yaşadığı gerçeklik ve hatta iktidara en yakın medya organlarında zaman zaman dile getirilen bazı değerlendirmeler çok daha farklı bir tabloya işaret ediyor.

11 Temmuz 2026 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde iki köşe yazısı yayımlandı. Bunlardan biri İsmail Kılıçarslan'ın "İllegal Hayatlar" ( https://www.yenisafak.com/yazarlar/ismail-kilicarslan/illegal-hayatlar-4839406 ), diğeri ise Özgür Bayram Soylu'nun "Ortaya Karışık Turkish Ekonomi" ( https://www.yenisafak.com/yazarlar/ozgur-bayram-soylu/ortaya-karisik-turkish-ekonomi-4839417 ) başlıklı yazılarıdır.

Bu iki yazının dikkat çekici tarafı, muhalif bir gazetede değil bilakis iktidarın en güçlü destekçilerinden biri olarak bilinen bir gazetede yayımlanmış olmalarıdır. Üstelik bu yazılar, hükümet çevrelerince diplomatik başarı olarak sunulan NATO Zirvesi'nin hemen ardından kaleme alınmıştır.

İsmail Kılıçarslan'ın yazısındaki en çarpıcı tespitlerden biri şudur. Türkiye'de uyuşturucu, yasa dışı bahis, kara para ve benzeri illegal faaliyetler artık sadece asayiş meselesi olmaktan çıkmış, ciddi büyüklüğe ulaşan bir ekonomik ve istihdam alanı oluşturmuştur. Yazar, resmi bir veri bulunmamakla birlikte yüz binlerce, hatta yaklaşık bir milyon kişinin bu illegal ekonominin çeşitli halkalarında yer aldığına dikkat çekmektedir. Bu tespit son derece çarpıcı, iç acıtıcı ve önemlidir. Bir ülkede genç nüfusun önemli bir kısmı üretim yerine suç ekonomisinin cazibesine kapılıyorsa, bu artık yalnızca emniyet teşkilatının sorunu değildir.

Bu o ülkedeki, eğitim sisteminin, ekonomi yönetiminin, sosyal politikaların, aile kurumunun, kültürel hayatın kısaca topyekûn demokratik hukuk devletinin ortak alarmıdır.

İşsizliğin yüksek olduğu, gelir dağılımının bozulduğu,........

© Enpolitik