N’OLDU SANA GÖNLÜM
Hani seninle hayaller kuruyorduk ya… Hatırlasana… Şehir şehir, kasaba kasaba gezip Yunus misali “Cennet Cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri. İsteyene ver onları, bana seni gerek seni” diye aşkı yaşamamış mıydık?
Aldığımız her nefeste O var O var diye diye ağlamadık mı?
Her uçan kuşun kanadında, her çiçeğin kokusunda, masmavi denizlerin yakamozlarında “Varsın Allah’ım varsın” diye haykırmadık mı?
“Arayı arayı bulsam izini, İzinin tozuna sürsem yüzümü. Hak nasip eylese görsem yüzünü, Ya Muhammed canım arzular seni” diye diye yollara, çöllere düşmedik mi a gönlüm?
Ey gönlüm Taif’te hıçkırıklarla ağlamadık mı? Sen unutsan da o salonları dolduranlar, o radyonun başında ağlayanlar unutmaz ey gönlüm.
“Sevmek benzemek” diyerek sakal sarıkla sahnelerdeydim. Ah be gönlüm O’nu sevmek ahlakıyla ahlaklanmakmış. Şekille değil hele Arap kültürüyle hiç değilmiş.
Ebubekrin sadakatini, Ömer’in adaletini özlemle yad etmedik mi gönlüm?
Fatıma babasının hasretine dayanamayarak ölmek üzereyken Ali’nin “Ey Fatıma seni layıkıyla giydiremedim, doyuramadım. Beni babana şikâyet etme” diye gözyaşı döken Ali ile birlikte ağlamadık mı?
İki cihan güneşinin “gözümün nuru” dediği İmam Hüseyin, bir yudum su içirmeden katledilirken ahımız, feryadımız arşa yükselmedi mi? Her mazlum Hüseyin, her zalim bir Yezid diye dövünmedik mi gönlüm?
Kufeliler gibi olmayacaktık. Saltanatta kim olursa olsun İmam Hüseyin’e ihanet etmeyecektik.
Saltanatları için aşkı zindana attılar diyerek zindanları yıkmak istemedik mi?
Birileri çıktı “Ben........
