menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kırmızılı Kadın: Baskıya Karşı Direnişin Rengi

20 0
26.03.2026

Adalet bazen geç gelir… ama er geç gelir.Ve geldiğinde, yalnızca bir dosyayı değil, bir dönemi aydınlatır; kendinden sonrakilere de emsal olur.

Bu yüzden bana göre, hak savunuculuğundan daha onurlu bir şey varsa, o da hak arama bilincine ve cesaretine sahip bir yurttaş olmaktır.

Hatırlarsınız.2013 yılında Gezi Park eylemleri sırasında bir fotoğraf Türkiye’nin hafızasına kazındı.Bir kadının yüzüne, polisin bir metreden daha yakın mesafeden sıktığı biber gazı…

Kimdi o kadın?Şehir plancısı akademisyen Ceyda Sungur.Toplum onu “Kırmızılı Kadın” olarak tanıdı.

O fotoğraf, Türkiye’de kolluk gücünün ölçüsüz kullanımının sembolü haline geldi.Ama mesele sadece o fotoğraf değildi.

Mesele şuydu:Bir kamu görevlisi, savunmasız bir insanı doğrudan hedef alabilir mi?Ve daha önemlisi… bunu yaptığında gerçekten cezalandırılır mı?

Bu sorulara hukuk sistemimizin verdiği cevap oldukça düşündürücüydü.2015 yılında yerel mahkeme, ilgili polis memurunu “yaralama” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarından suçlu buldu ve 10 ay hapis cezası verdi.Ancak hükmün açıklanması geri bırakılarak sanığın 300 fidan dikmesine karar verildi…

Yani devlet gücüyle bir insanın yüzüne sıkılan gaz…300 fidanla “telafi edilmiş” sayıldı.

İşte hukuk ile adalet arasındaki o ince çizgi, çoğu kez tam da burada kopar.

2019 yılına gelindiğinde Anayasa Mahkemesi, polisin gerekli olmadığı halde güç kullandığını kabul etti.Fakat verilen cezayı orantılı ve yeterli buldu.Yani ihlal vardı… fakat sonuç değişmedi.

Oysa o sıradan bir müdahale değildi.O an, devlet gücünün sınırlarının alenen zorlandığı bir kırılma anıydı.

Hukuk yalnızca yanlışın tespiti ile yetinemez; asıl mesele, o yanlışın tekrarını engellemektir.

Bu hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) oybirliğiyle şunu söyledi:Sonucun hafif olması, kullanılan........

© Enpolitik