menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dört Olay, Tek Soru: HUKUK DEVLETİ YAŞIYOR MU?

15 0
23.07.2026

TBMM'deki tartışmalı yasama süreci, Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye Raporu, NATO Zirvesi'nde yeniden gündeme gelen Brunson açıklamaları ve İBB davasında yaşananlar... İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu gelişmeler, aslında aynı temel soruyu yeniden gündeme getiriyor: Anayasa'nın güvence altına aldığı hukuk devleti ilkesi uygulamada ne ölçüde karşılık buluyor?

Dört farklı olay... Dört farklı kurum... Dört farklı gündem...

İlk bakışta birbirinden tamamen bağımsız görünüyorlar. Oysa hepsi aynı soruya işaret ediyor: Türkiye'de hukuk devleti gerçekten yaşıyor mu?

10 Temmuz Dünya Hukuk Günü'nün ardından yaşanan gelişmelere birlikte bakıldığında; yasama faaliyetinden yargı pratiğine, uluslararası raporlardan diplomatik açıklamalara kadar uzanan ortak bir tablo ortaya çıkıyor. Bu tablo yalnızca siyasi tartışmalardan ibaret değildir. Aksine, Anayasa'nın temel ilkelerinin uygulamadaki görünümüne ilişkin ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Bu yazıda ele alınan dört olay, tek tek değerlendirildiğinde farklı alanlara ait gibi görünse de birlikte okunduklarında aslında aynı temel soruya dikkat çekmektedir: Türkiye'de hukuk devleti ilkesi gerçekten yaşıyor mu?

Birinci Kare: Meclis Kürsüsü ve Yasama Usulü

Bu tablonun en dikkat çekici karelerinden biri, 2 Temmuz gecesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda yaşandı.

"Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"nin özellikle 7'nci ve 8'inci maddeleri görüşülürken muhalefet milletvekilleri yoğun biçimde itiraz etti. İtirazın özü siyasi değil, hukukiydi.

Muhalefet; söz konusu düzenlemelerin Anayasa'nın temel ilkeleriyle bağdaşmadığını, yargı sistemine yönelik önemli müdahaleler içerdiğini savunarak maddelerin tekliften çıkarılması amacıyla değişiklik önergeleri verdi. O gün Genel Kurul'da uzun ve yoğun bir mücadele yaşandı.

Ancak bu süreçte TBMM İçtüzüğü'nde oldukça istisnai başvurulan bir usul işletildi. Komisyonun önergelere "katıldığı" belirtilerek, muhalefet milletvekillerinin Genel Kurul kürsüsünde itiraz gerekçelerini açıklamalarının önü fiilen kapatıldı.

Şüphesiz İçtüzük hükümleri uygulanabilir. Ancak hukuk devleti yalnızca usul kurallarının şeklen yerine getirilmesinden ibaret değildir.

Demokratik parlamentolarda usul kuralları; çoğunluğun iradesini mutlaklaştırmak için değil, muhalefetin denetim görevini yerine getirebilmesi, çoğulculuğun korunması ve yasama faaliyetinin şeffaf biçimde yürütülmesi için vardır.

Muhalefetin gerekçelerini millet adına Genel Kurul kürsüsünde açıklayamadığı bir yasama süreci, demokratik temsil ilkesi kadar Anayasa'nın çoğulcu devlet anlayışı bakımından da ciddi anayasal tartışmalar doğurmuştur.

Üstelik tartışma yalnızca yasama usulüyle de sınırlı değildir.

Kabul edilen düzenlemelerden biri, bazı idare mahkemesi kararlarının uygulanmasını kesinleşme tarihinden sonraya bırakarak hak arama özgürlüğünü sınırlandırmakta ve mahkeme kararlarının etkinliğini azaltmaktadır. Diğer düzenleme ise kamulaştırmasız el atma uygulamalarında idarenin geçmişteki hukuka aykırı işlemlerini geriye dönük biçimde hukuki koruma altına almaktadır.

Oysa Anayasa'nın 138'inci maddesi mahkeme kararlarının geciktirilemeyeceğini açıkça hükme bağlamaktadır.

Anayasa'nın 138'inci maddesi mahkeme kararlarının geciktirilemeyeceğini açıkça hükme bağlamaktadır.

Anayasa'nın 2'nci maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi ise; devletin de hukukla bağlı olmasını, idarenin bütün eylem ve işlemlerinin yargı denetimine açık olmasını, hukuki güvenliği, öngörülebilirliği, kazanılmış haklara saygıyı, hak arama özgürlüğünü ve........

© Enpolitik