Enflasyon hedefleri yukarı çekilmezse
Türkiye ekonomisinin enflasyonla girdiği o çetin ve yıpratıcı bilek güreş para politikasında rasyonelleşme adımlarının atıldığı Haziran 2023’ten bu yana, dile kolay 31 ayı aşkın bir süredir kesintisiz devam ediyor.
Hanehalkının alım gücünün sistematik olarak eridiği, reel sektörün P’leri aşan kredi maliyetleri altında işletme sermayesini döndürmekte zorlandığı ve sanayicinin ihracat pazarlarında rekabet gücünü kaybettiği bu süreçte toplumsal ve ekonomik metal yorgunluğu had safhaya ulaşmış durumda.
Artık çarşı-pazardaki vatandaşın da bilançosunu denkleştirmeye çalışan iş insanının da -biraz daha sabır- telkinine taakati kalmadı. Herkesin 2026’dan yegane beklentisi dezenflasyon sürecinin meyvelerinin toplanacağı ve finansal koşulların normalleşeceği bir yıldı. Yıldı diyorum çünkü Ocak enflasyonu tüm umutların üzerine adeta kara bulut gibi çöktü.
Piyasa beklentisi olan %4,2 seviyesinin oldukça üzerine çıkarak %4,84 olarak gerçekleşen aylık enflasyon ve 0,65 seviyesindeki yıllık gerçekleşme basit bir veri sapmasından öte her zaman dile getirdiğim yapısal katılıkların hala ne kadar dirençli olduğunun kanıtı oldu.
Verinin detaylarına inip röntgenini çektiğimizde durumun ciddiyeti daha net anlaşılıyor. Özellikle sağlık grubunda yaşanan ,85’lik rekor artış, gıda fiyatlarındaki %6,59’luk mevsim normallerinin üzerindeki seyir ve hizmet enflasyonunun lokomotifi olan kira ve ulaştırma kalemlerindeki aşırı katılık enflasyonun sadece talep kaynaklı olmadığını, maliyet ve yönetilen fiyatlar kanalından da beslendiğini gösteriyor. İşte bu tablo da Orta Vadeli Program ve Merkez Bankası’nın önceki raporlarında 2026 sonu için........
