Sarmaşık: Duran gemi, çürüyen itaat
Tolga Karaçelik’in Sarmaşık’ı bir deniz filmi değildir. Deniz sadece arka fondur. Asıl mesele, hareket etmeyen bir düzenin içinde hareket ediyormuş gibi yapan insanların hikâyesidir. Gemi durur ama hiyerarşi çalışmaya devam eder. Maaş yoktur ama disiplin vardır. Yön yoktur ama emir sürer.
Filmin en sert cümlesi bunu daha ilk anda açık eder:
“Bu geminin sintinesiyiz. Armatör gemiyi yedi, sindirdi, sıçtı; biz de sıçtığı sintinesiyiz.”
Bu söz, bir küfür değil, bir sınıf tanımıdır. Sintine geminin en aşağısıdır; pisliğin, artıkların, kimsenin görmek istemediği şeylerin biriktiği yerdir. Karaçelik burada gemiyi bir işyeri, bir şirket, hatta bir ülke gibi kurar. Üstte tüketen vardır, altta birikenler ise sessizce taşır.
Bu noktada film “çalışma” kavramını değil, itaat refleksini sorgular. Çünkü gemidekiler artık çalışmıyordur. Gemi limanda, deniz yok, sefer yok. Ama emirler hâlâ geçerlidir. İşte tam burada şu cümle devreye girer:
“Deniz bitti, gemi durdu, duran gemi artık gemi değildir.”
Bu söz yalnızca mekânı değil, anlamı da anlatır. Ama ironik olan şudur: Gemi artık gemi değildir ama mürettebat hâlâ denizci rolü oynamaktadır. Üniforma durur, hiyerarşi durmaz. İşlev bitmiştir ama düzen devam eder.
Bu sahne bize şunu söyler:
Bir sistem işlevini yitirdiğinde değil, ona inanılmadığında çöker.
Sarmaşık’ta ise herkes sistemin bittiğini bilir ama kimse bunu yüksek sesle söylemeye cesaret edemez. Çünkü itaat, maaştan bağımsız bir alışkanlıktır.
Film........
