İktidara ödev vermek
Burası demokratik bir ülkedir ve eğer iktidar demokrasiye inandığını söylüyorsa, ödev istemekten rahatsız olmamalıdır.
Siyaset sadece yönetme sanatı değildir.
Aynı zamanda yönetilmeyi bir sanata çevirme becerisidir de.
Hal böyle olunca, iktidardaki siyasilere hem toplum hem de muhalefet partileri ödev yapma uyarıları yapar.
Toplumun iktidardan ödevini yapmasını istemesi, demokrasinin en önemli özelliklerinden biridir.
Sadece diktatörlüklerde toplum bu ödev yapma isteğini iletme şansına sahip değildir.
Burası demokratik bir ülkedir ve eğer iktidar demokrasiye inandığını söylüyorsa, ödev istemekten rahatsız olmamalıdır. Tam tersine, bu talepten memnun olmalıdır. Demokrasi, tek yönlü bir emir-komuta ilişkisi değildir.
Demokrasinin özü, vatandaşın yalnızca seçim günlerinde değil, gündelik hayatın her anında söz sahibi olabilmesidir. Bu söz hakkı, eleştiriyle, taleple ve gerektiğinde itirazla kendini gösterir. Bu nedenle “ödev istemek”, demokrasinin işleyişinin doğal bir sonucudur.
O, karşılıklı bir etkileşim, hesap verebilirlik ve sürekli bir diyalog mekanizmasıdır. Yönetenler kadar yönetilenlerin de rolü büyüktür.
Yönetilenler, sadece oy verip kenara çekilmez; beklentilerini, taleplerini ve eleştirilerini açıkça ortaya koyar. İşte bu noktada siyaset, yönetme sanatının yanı sıra, yönetilmeyi de bir sanata dönüştürme becerisi hâline gelir.
Toplumun aktif katılımı, demokrasinin canlılığının en önemli göstergelerinden biridir. Katılımın olmadığı bir yerde, siyaset tek taraflı bir karar alma mekanizmasına dönüşür ve bu da zamanla meşruiyet krizlerini beraberinde getirir.
Toplumun sesi yükseldiğinde, iktidar bunu bir tehdit olarak değil, kendi meşruiyetinin ve halkla bağının bir kanıtı olarak görmelidir.
Vatandaşlar ve muhalefet, iktidara yalnızca eleştiri yöneltmekle kalmaz, aynı zamanda somut beklentiler ve ödevler de sunar.
Çünkü demokrasi, halkın iradesinin sadece seçim sandığında değil, sandık dışında da sürekli olarak ifade edildiği bir sistemdir.
Sandık demokrasinin başlangıcıdır; ancak tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan, sandık sonrasında oluşan yönetim sürecinin ne kadar şeffaf ve katılımcı olduğudur.
Diktatörlüklerde veya otoriter rejimlerde ise durum tamamen farklıdır. Orada toplumun “ödevini yap” deme hakkı ya fiilen ortadan kaldırılmıştır ya da bu hakkı kullananlar ağır bedeller ödemek zorunda kalır.
Yönetilenler sessiz, itaatkâr ve sorgusuz bir şekilde........
