AK Parti kıyılarla neden kol kola giremiyor?
AK Parti kurulduğu yıllarda merkez sağdan önemli isimleri bünyesine katmaya çalıştı.
AK Parti iktidara geldikten sonra İzmir’de ilginç bir siyasi refleks gelişti:
Elbette İzmir zaten Cumhuriyet değerlerinin, laik yaşam biçiminin ve seküler kültürün Türkiye’de en güçlü olduğu şehirlerden biriydi. Bunun için AK Parti’nin iktidara gelmesine gerek yoktu.
Ancak 2002’den sonra Atatürkçülük, İzmir’de bir dünya görüşü olmanın yanında giderek bir siyasi savunma refleksine dönüştü.
Bence meselenin önemli bir bölümü, AK Parti’nin İzmir’i ve genel olarak Ege kıyılarındaki sosyolojiyi doğru okuyamamasından kaynaklandı.
AK Parti kurulduğu yıllarda merkez sağdan önemli isimleri bünyesine katmaya çalıştı. Ancak İzmir’de bu girişimler her zaman karşılık bulmadı.
O günlerde merkez sağ siyasetin içindeki birçok isim;
“Asker bu partiyi rahat bırakmaz, nasıl olsa giderler...”
“Biz sağcıyız ama seküleriz, rakımızı da içeriz; sizinle anlaşamayız...”
diyerek AK Parti’den uzak durdu.
Bunun sonucunda AK Parti’nin İzmir’deki ilk kadrolarında eski Refah Partisi ve Millî Görüş geleneğinden gelen isimlerin ağırlığı arttı.
Bu insanlar yanlış insanlardı demiyorum.
Ama temsil ettikleri sosyoloji, İzmir’in tamamını temsil etmiyordu.
Sorun tam olarak burada başladı.
PİRİŞTİNA SONRASI İZMİR
Aynı dönemde İzmir başka bir kırılma yaşadı.
Şehrin sevilen sosyal demokrat Belediye Başkanı Ahmet Piriştina’nın ani ölümünün ardından Aziz Kocaoğlu Büyükşehir Belediye Başkanı oldu.
Kocaoğlu döneminde CHP’nin İzmir’deki siyasi hâkimiyeti giderek güçlendi. Parti teşkilatlarında ve belediye bürokrasisinde belirli siyasi ve toplumsal çevrelerin ağırlığının arttığı yönündeki eleştiriler de bu dönemde sıkça dile getirildi.
Fakat bundan daha önemlisi kullanılan siyasi dildi.
AK Parti’nin uygulamalarına karşı Atatürk, Cumhuriyet ve laiklik üzerinden çok güçlü bir siyasal savunma hattı kuruldu.
Şehrin günlük belediyecilik sorunları konuşulduğunda bile tartışma zaman zaman ideolojik bir alana çekildi.
“Burası İzmir, biz Atatürkçüyüz.”
cevabının verildiği bir siyasi atmosfer oluştu.
Böylece belediyecilik performansı ile siyasi kimlik birbirine karışmaya başladı.
Ancak bu tablonun oluşmasının bütün sorumluluğunu CHP’ye yüklemek de büyük hata olur.
Çünkü CHP bu siyaseti yaparken AK Parti ona kullanabileceği çok fazla malzeme verdi.
İZMİR’İN RUHUNU OKUYAMAMAK
İzmir’in köklü okullarını düşünün.
İzmir Atatürk Lisesi...
Namık Kemal Lisesi...
Bornova Anadolu Lisesi...
Bunlar sadece okul değildir.
Şehrin hafızasının parçalarıdır.
On binlerce İzmirlinin ailesine, çocukluğuna, gençliğine ve Cumhuriyet algısına dokunan kurumlardır.
AK Parti döneminde bu tür köklü eğitim kurumlarına yapılan bazı yönetici atamalarının liyakatten çok ideolojik tercihler üzerinden yapıldığı algısı oluştu. Özellikle Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kökenli yöneticilerin tercih edilmesi, İzmir kamuoyunun bir bölümünde ciddi tepki yarattı.
İzmirlinin söylediği aslında çok basitti:
“Bu okullar........
