menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Pillar Two ve küresel asgari kurumlar vergisinde %15’lik gambit

42 0
22.10.2026

Pillar Two’nun GloBE (Global Anti-Base Erosion Rules) kuralları ve ’lik asgari efektif vergi eşiği, yalnızca çok uluslu işletmelerin vergilendirilmesini değil, küresel ölçekte vergileme hakkının dağılımını da yeniden tanımlıyor…

Peki, vergi rekabetini sınırlamak üzere tasarlanan bu sistem, vergi gelirinin ülkeler arasındaki tahsisini de sessizce yeniden mi kurguluyor ne dersiniz?

Küresel asgari kurumlar vergisi, uluslararası vergi hukukunun geleneksel yapısında devletlerin vergilendirme yetkisini kullanma biçimlerini ve bu yetkinin ekonomik sonuçlarını yeniden değerlendirmeyi zorunlu kılan önemli bir dönüşümü temsil etmektedir. Çok uluslu işletme gruplarının düşük vergili yargı alanlarına kâr aktarımını sınırlandırmak ve büyük ölçekli işletmeler bakımından asgari bir etkin vergileme düzeyi oluşturmak amacıyla geliştirilen OECD/G20 İki Sütunlu Çözüm'ün İkinci Sütunu, görünüşte vergi oranlarının uluslararası düzeyde yakınlaştırılmasına yönelik teknik bir düzenleme niteliğinde olmakla birlikte, esasen devletlerin yatırım teşvikleri aracılığıyla yönlendirmeye çalıştıkları sermaye hareketleri üzerindeki mali politika araçlarını ve vergilendirme hakkının uluslararası dağılımını da -açıktır ki- etkilemektedir. Nitekim bir devlet tarafından yatırım çekmek amacıyla sağlanan vergi avantajının, ilgili çok uluslu işletme grubunun tabi olduğu kurallar çerçevesinde başka bir yargı alanında tamamlayıcı vergi doğurabilmesi, teşvik veren devletin vazgeçtiği vergi geliri ile yatırımcıya sağladığı ekonomik fayda arasındaki ilişkinin yeniden incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bununla birlikte, nitelikli yerel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisi, maddi ekonomik faaliyet temelli istisnalar ve 2026 yılında geliştirilen Side-by-Side mekanizması gibi düzenlemeler, söz konusu etkinin bütün ülkeler ve işletme grupları bakımından aynı biçimde ortaya çıkmadığını göstermektedir. Dolayısıyla bu günkü ve devam niteliğindeki ikinci yazımızın amacı, küresel asgari vergi rejiminin vergilendirme egemenliği üzerindeki etkisini hukuki, mali ve iktisadi boyutlarıyla incelemek, OECD/G20 Pillar Two mimarisini Türkiye'nin yerel ve küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisi düzenlemeleriyle birlikte değerlendirmek ve yatırım teşviklerinin mali etkinliğinin hangi ölçütlerle yeniden ele alınması gerektiğini ortaya koymak olacaktır. Dikkatten kaçmamalıdır ki yazılarımız ekseninde,  vergilendirme yetkisinin biçimsel varlığı ile bu yetkinin kullanılmasından beklenen ekonomik sonuçların uluslararası kurallara tabi olması arasındaki ayrım temel analitik eksen olarak benimsenmekte, Türkiye bakımından yatırım teşviklerinin nominal vergi avantajından ziyade net yatırım etkisi, yerel vergi geliri, istihdam, üretim, teknoloji transferi ve uzun vadeli mali getiri üzerinden değerlendirilmesi gerektiği tartışma mecrasına sunulmaktadır.

Vergi oranlarından vergilendirme yetkisinin ekonomik sonuçlarına;

Uluslararası vergi hukukunun uzun yıllar boyunca şekillenen temel kabullerinden biri, devletlerin ekonomik ve mali egemenliklerinin doğal bir uzantısı olarak kurumlar vergisi oranlarını belirleyebilmesi, belirli faaliyetleri istisna veya indirim mekanizmalarıyla destekleyebilmesi ve bu araçları kullanarak uluslararası sermaye hareketlerini kendi ekonomik kalkınma hedefleri doğrultusunda yönlendirebilmesidir; ancak hal böyleyken, sermayenin sınır ötesi hareketliliğinin artması, çok uluslu işletmelerin ekonomik faaliyetlerinin farklı ülkelerde parçalı biçimde örgütlenebilmesi ve muhasebe kârı ile gerçek ekonomik faaliyetin bulunduğu yer arasındaki ilişkinin karmaşıklaşması, vergilendirme yetkisinin yalnızca ulusal hukuk düzeni içerisinde tanımlanmasının yeterli olmadığı bir uluslararası ekonomik ortam yaratmıştır.

Bu dönüşümün önemli sonuçlarından biri ise, devletlerin vergi politikaları arasındaki farklılıkların yalnızca ulusal bütçe gelirlerini etkilemekle kalmayıp, işletmelerin yatırım yeri tercihlerini, kârların hangi ülkelerde beyan edileceğini ve çok uluslu grupların ekonomik faaliyetlerini nasıl yapılandıracaklarını da belirlemesi olmuştur. Düşük kurumlar vergisi oranları, vergi tatilleri, yatırım indirimi uygulamaları ve belirli sektörlere özgü istisnalar, bir taraftan üretim kapasitesinin geliştirilmesi ve yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi amacıyla kullanılabilirken, diğer taraftan -gerçek ekonomik faaliyetle yeterince ilişkilendirilmedikleri ölçüde- vergi matrahının ülkeler arasında kaydırılmasına ve devletlerarasında giderek yoğunlaşan bir vergi rekabetine de zemin hazırlama potansiyelini haizdir.

OECD/G20 Matrah Aşındırma ve Kâr Aktarımı Projesi'nin ardından geliştirilen iki sütunlu uluslararası vergi reformu, bu sorunlara yönelik çok taraflı bir çözüm arayışının sonucu olarak vergi ekosisteminde hayat bulmuştur. İkinci Sütun kapsamında geliştirilen Küresel Matrah Aşındırmayı Önleme Model Kuralları (Global Anti-Base Erosion Rules — GloBE), kapsam dahilindeki çok uluslu işletme gruplarının belirli koşullar altında her bir yargı alanında asgari yüzde 15 etkin vergi oranına ulaşmasını amaçlamakta ve bu oranın altında kalan vergileme sonuçları ise tamamlayıcı vergi mekanizmaları aracılığıyla ele alınmaktadır. OECD'nin 15 Temmuz 2026 tarihli ekonomik etki değerlendirmesi, rejimin kapsadığı işletmelerde etkin vergi oranlarının yükseldiğine ilişkin ilk bulgular sunarken, ilk uygulama yılı bakımından yatırım veya istihdamda istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş tespit edilmediğini bildirmektedir. Bu bulgular, -görünen o ki- sistemin ekonomik etkilerinin yalnızca teorik varsayımlarla değil, uygulamadan elde edilen verilerle de değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Ancak bu mecraya taşıdığımız tartışmanın esas yönü, küresel asgari verginin vergi oranlarını yakınlaştırıp yakınlaştırmadığından daha kapsamlıdır; şöyle ki:

 Bir devletin yatırım çekmek amacıyla vazgeçtiği verginin, aynı yatırımcı bakımından başka bir devletin tamamlayıcı vergi geliri hâline gelmesi mümkünse, yatırım teşvikinin ekonomik faydasını ve vergilendirme egemenliğinin gerçek kapsamını nasıl ölçmek gerekir?

Bu sorunun yanıtı şahsi kanaatimizce, küresel asgari verginin devletlerin vergilendirme yetkisini bütünüyle ortadan kaldırdığı veya yatırım teşviklerini her durumda etkisizleştirdiği şeklinde basit bir sonuca indirgenemez, indirgenmemelidir… Çünkü sistem, yerel tamamlayıcı vergilemeye öncelik tanıyan düzenlemeler, maddi ekonomik faaliyetle ilişkilendirilmiş istisnalar ve belirli nitelikteki teşviklere ilişkin özel kurallar içermektedir. Dolayısıyla bu çerçevede denilebilir ki, hukuki yetkinin varlığı, vergi gelirinin fiilen tahsil edildiği yer ve yatırımcının elde ettiği net ekonomik fayda birbirinden ayrıştırılarak değerlendirilmelidir.

Bu günkü yazımızın temel iddiası da, küresel asgari vergi rejiminin vergi egemenliğini sona erdirmekten çok, devletlerin bu egemenliği kullanarak elde etmeyi amaçladıkları ekonomik sonuçları uluslararası kurallara daha fazla bağımlı hâle getirdiği ve bu nedenle yatırım teşviklerinin başarısının nominal vergi avantajından ziyade, yerel vergi gelirinin korunması, ilave yatırım yaratılması ve gerçek ekonomik faaliyetin sürdürülebilir biçimde ülkeye kazandırılması üzerinden ölçülmesi gerektiğidir.

Bu doğrultuda önce küresel asgari verginin hukuki ve teknik yapısı incelenmeli, ardından yatırım teşviklerinin tamamlayıcı vergi mekanizmalarıyla etkileşimi detaylandırılmalı ve bu perspektifle Türkiye'nin iç hukuk düzenlemeleri karşılaştırmalı bir vizyonla değerlendirilmelidir.

Uluslararası vergi düzeninde egemenlik, vergi rekabeti ve asgari vergileme ihtiyacı;

Bilindiği üzere; vergi egemenliği, devletin kamu giderlerini karşılamak amacıyla vergi koyma, verginin konusunu ve matrahını belirleme, oranları saptama, istisna ve muafiyetler tanıma ve vergilendirme yetkisini idari mekanizmalar aracılığıyla kullanma gücünü ifade etmekle birlikte, uluslararası ekonomik ilişkiler bakımından bu yetkinin kapsamı ile fiilî sonuçları arasında önemli bir ayrım bulunmaktadır. Devletler kendi hukuk düzenleri içerisinde kurumlar vergisi oranlarını belirleyebilir ve yatırım teşvikleri oluşturabilir; ancak sermayenin uluslararası hareketliliği, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları, uluslararası bilgi değişimi, transfer fiyatlandırması kuralları ve çok taraflı vergi standartları, bu yetkilerin ekonomik sonuçlarını tek bir devletin kontrol edebileceği alanın dışına taşımaktadır.

Bu nedenle vergi egemenliğinin çağdaş görünümü, yalnızca devletin hukuken vergi koyabilme yetkisine sahip olup olmadığı üzerinden değil, söz konusu yetkinin kullanılması sonucunda oluşan ekonomik değerin hangi ülkede vergilendirildiği, vergi gelirinin hangi kamu bütçesine intikal ettiği ve uygulanan mali politikanın yatırım kararları üzerinde nasıl bir etki yarattığı üzerinden de değerlendirilmelidir. Başka bir ifadeyle, bir devletin belirli bir yatırım bakımından kurumlar vergisini azaltabilmesi, bu azaltımın yatırımcının toplam vergi yükünü aynı ölçüde düşüreceğini veya yatırımın mutlaka o ülkeye yönelmesini sağlayacağını tek başına garanti etmemektedir.

Görüleceği üzere burada iki farklı düzlem bulunmaktadır:

İlk düzlem, devletin ulusal hukuk kapsamında sahip olduğu norm koyma ve vergilendirme yetkisidir; ikinci düzlem ise bu yetkinin uluslararası ekonomik ilişkiler içerisindeki sonuçlarıdır. Küresel asgari vergi düzenlemesinin etkisi, esas itibarıyla ikinci düzlemde belirginleşmektedir: Devletler yatırım teşvikleri sunmayı sürdürebilmekte, fakat bu teşviklerin çok uluslu işletme gruplarının toplam vergi yükü üzerindeki etkisi, başka yargı alanlarında uygulanan tamamlayıcı vergiler nedeniyle........

© Ekonomim