İran savaşının öngörülmeyen ve beklenmeyen sonuçları
Ülkemiz bir füze yağmuruna tutulacak olursa, o zaman füzeleri gönderenin teşhişi de zaten kolaylaşacaktır. O koşullara hem ülkemizin cevap vermesi hem de NATO’yu harekete geçirerek saldırıya uğradığını ve ülkenin müştereken savunulmasını talep etmesi mümkündür.
Şu sıralarda fiyat alanında rahatlamayı öngören ABD Başkanı Donald Trump’ın Rus petrol ve gazı üzerindeki alım satım kayıtlarını gevşetmeyi düşündüğü söyleniyor. Böylece İran kaynaklı arz zaafının giderilmek ve fiyatların denetlenmek istendiği aşikar.
İran’daki savaşa galiba artık alıştık. Eskiden sabah gazetelerini zar zor bekleyip, bir yandan da televizyonda ne haberler var diye bakarken, şimdilerde gazetelere şöyle bir göz atıp, kim kime ne kadar bomba yağdırmış, nereleri alev almış diye okuduktan sonra işimize devam ediyoruz. Yine de bazı olayları biraz daha ayrıntılı takip etmek gerekiyor. Bir örnek de vereyim. Geçtiğimiz hafta İran’ın hedefi İncirlik üssü olan bir füze attığı ve füzenin Türk hava sahasını korumaktan sorumlu bir NATO birimi tarafından düşürüldüğü haberi gazetelerde yer aldı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, İran Büyükelçisi’ni bakanlığa davet ederek, eylemi resmen protesto etti. İyi ilişkilere sahip olduğumuz bir komşudan böyle dostane görülmesi mümkün olmayan bir hareketin gelmesini tasvip etmediklerini, bu eylemler devam edecek olursa, gerekli her türlü tedbirin alınacağını bildirdiler. Büyükelçi’ye inanmak lazım gelirse, füzenin atılması konusunda hükümetinin bilgisi yoktu. Peki, büyükelçi doğruyu söylüyorsa, füzeyi kim atmıştı?
İncirlik’e atılan füzede iki olasılık
Şayet İran hükümetinin bir arada hareket kabiliyetini haiz bir birim olduğunu, başka bir ifade ile hükümet kurumlarının ve iktidarı elinde bulundurduğu düşünülen kadronun bir siyasa benimseyip onun uygulamasını oluşturan adımlara da birlikte karar verdiklerini varsayacak olursak, o zaman olay hükümetin bilgisi dışında demek iki olasılığa işaret ediyor. Bunlardan birincisi, İran hükümetinin uyguladığı mozaik stratejisi ile ilgili ki, böyle bir stratejinin uygulanmasını ölmeden önce Hamaney tavsiye etmiş, kendisinin ölmesi (öldürülmesi) durumunda her askeri birimin kendi başına uygun gördüğü şekilde davranmasının vasiyeti olduğunu açıklamıştı. Şüphesiz Hamaney bu sözleriyle ulusal haberleşmenin de imkansız hale geldiği durumları kastetmiştir. Ancak, muğlak olduğu anlaşılan talimata uyduğunu düşünerek aklına estiği gibi hareket eden bir takım yerel komutanlar olabilir. Böyle bir komutanın hükümetin kararı olmasa bile ülkemize füze ile saldırması belki de mümkündür. ........
